Uçuş ve yer ekiplerinin “yorgun” oldukları söylemi, havacılığa aşina olmayan bazı kişilerce hafife alınır. Kokpit, kabin ve kulenin klimalı ortamlarında, ya da modern uçak bakım hangarlarında görev yapan kişileri, çok daha ağır fiziksel koşullar altında çalışan başka insanlarla karşılaştırdıklarında, kafalarında, “bu yorgunluk söyleminde bir abartı olduğu” fikri uyanır. Mutlaka her meslek grubunun kendine özel stres ve yorgunlukları vardır ve ciddiye alınmalıdır; ancak bizim uçuş ve yer ekiplerinin stres ve yorgunluklarına atfettiğimiz önem, onların uçuş kazalarının baş aktörü olabilecek kadar kritik noktalarda bulunuyor olmalarından gelmektedir.

Yorgunluk kavramı genelde yoğun fiziksel aktivite sonucu oluşan kas ağrıları, güç kaybı ve performans azalması ile eş tutulur. Bu durum İngilizce’deki “tiredness” ve “exhaustion” sözcüklerine uygun düşer. Halbuki “Fatigue” kavramı içinde bitkinlik ve tükenmişlik durumlarından daha önemli olarak, zihinsel ve psikolojik yorgunluk unsurları da vardır. Bunların açık veya örtülü sonuçları; dikkatsizlik, unutkanlık, zamanlama ve karar verme hataları, tahammülsüzlük, sinirlilik, vs.’dir. Vücudu yeterince dinlenememiş, uykusunu alamamış ve beynini tazeleyememiş bir pilot, kabin memuru, kontrolör veya teknisyenden emniyetli bir iş çıkarması beklenemez. Üstelik bu yorgunluk aylardır, yıllardır devam etmekte ise, “kümülatif yorgunluk” biçiminde, daha da riskli bir hal alabilir.
Devamı :