Biz, burada Türk kadınını farklı algılıyorsak da, ilk kadın savaş pilotu Atatürk`ün manevi kızı Sabiha Gökçen’dir. O, 1936 yılında Türk Hava Kuvvetlerinde uçtu ve inanmayacaksınız ama bugün için, Türkiye, Avrupa’nın en fazla kadın savaş pilotuna sahip ülkeleri arasındadır!. diyordu sergi rehberimiz Dominik Imhof, dinleyenlerin halkın bakışları arasında. öyle ya!

Son dönemlerde Türkiye gündeme sıkma, türban ve laiklik tartışmalarıyla geliyor. Kadına açılan kapıların yolunda, Atatürk Türkiyesinin öncü veya ilk olduğunu nasıl bilsinler!

Daha geçenlerde, Cumhurbaşkanı türban ve laiklik , kendisini ingiliz savaş gemisinde kabul eden Kraliçe II. Elizabeth’in ”Sizin de ordunuzda kadın askerleriniz var mı?” sorusuna karşılık, ”Bizim, NATO çerçevesinde yapılan devriye uçuşlarında Simone Aarberg Kaern’in ‘open sky (Açık Gökyüzü) adlı sergisindebile var.” demek zorunda kalmıştı.

Kraliçe II. Elizabeth’in uçma sevdalısı Danimarkalı sanatçı Simone Aarberg Kaern’in ‘open sky (Açık Gökyüzü) adlı sergisindeyiz. Sergi salonunun merkezinde sayılacak açık-aydınlık alanda, kadın askeri Simone Aarberg Kaern’in ‘open sky (Açık Gökyüzü) adlı sergisindefırlamışçasına görünteleyen bir fotograf bütün duvarı kaplıyordu. Bu pilotlarımız, mağrur bakışlarında ve duruşlarında kesinlikle işini bilen ve seven insanların özgünlüğü ile poz vermişlerdi.

Simone Aarberg Kaern çalışmalarında uçma hayalini ve kadının uçuş dünyasındaki yerini yıllardır inceliyor. çalışmalarında fotograf , video ve obje sanatını kullanarak, kadın pilotların durumlarını, uçmanın sosyal, tarihsel ve politik boyutlarıyla birleştirerek işliyor.

Ilk olarak 1995 yılında, II. Dünya savaşına katılmış Amerikan kadın askeri pilotlarıyla görüşme istemi, ancak pilotluk brövesi edinmesi koşuluyla kabul ediliyor. Aksi takdirde onları anlamasının mümkün olamayacağı söyleniyor. Simone, pilotluk brövesini alıyor ve II. Dünya Savaşı’nda ABD adına pilot olarak görev yapan kadınlarla yaptığı röportajları, ‘Sky Sisters’ (Göklerin kızları) adıyla, kısa bir belgesel film haline getiriyor. Bu belgesel sayesinde, uçma sevgileri ayrıntılı olarak işlenen bu kadınların hepsinin, ne yazık ki savaş sonrası sivil hayata dönmek durumunda kaldıklarını öğreniyoruz. Simone, 1999-2007 yılları arasında hazırladığı ‘Sisters of the Red Star ‘ (Kızıl yıldızın kızları) ile bu kez de II. Dünya Savaş’ında Rus Hava Kuvvetleri’ne hizmet etmiş kadın pilotları, bir çeşit video kolaj çalışması ile belgesel haline getiriyor. Sanatçı, bu son sergisine, önceki çalışmalarının yanına, Türk, Afgan ve isviçre’li kadın pilotlarla yaptığı çalışmaları da ekliyor.

Aslında bu serginin temeli, 2002 yılında Danimarka`da bir gazete haberiyle atılmış. Simone, günlük bir gazetede Afganistan’ın ilk kadın askeri pilotu olmak isteyen 17 yaşındaki Farial ile ilgili bir haber okumuş. Ona uçmayı öğretebilme isteğiyle, Kopenhag `dan başlayıp Kabil`de bitecek olan yolculuğun haritasını da böylece çıkartmış. Gerekli izinleri aldıktan sonra, 100 gün sürecek bu yolculuğa, 1962 model iki kişilik Piper Colt uçağıyla başlamış. Yolculuk, zorlu, tehlikeli ve bir de bürokratik sebeplerle ağır aksak sürse de yılmamış Simone. Uçuş kartları, fotograflar ve video kayıtları ile Farial’a ilişkin tüm misyonunu görüntülemiş.

‘Smiling in a War Zone’ (Cephede Tebessüm) isimli Farial misyonunu konu olan bu belgesel filmi, 2005 yılında ‘Smiling in a War Zone’ (Cephede Tebessüm aday gösterilmiş. Simone, başka kısa filmlerle bu misyon baglamında yaşadıklarını da görüntülemiş.
Hatta Taliban rejimi’nin kültür katliamına da duyarsiz kalmamis ve döneme ait belgeleri, fotograflari, Farial ile ilgili bölüme eklemiş. Ucuşun önemli duraklarından biri de bizim kadın pilotlarımızla karşılaştığı Konya 3. Ana Jet üssü olmuş. Simone, burada ‘Freedom flighters ‘ (özgürlüğe uçanlar) ekibinden Aylin ve Saniye adlı pilotlarla özel izin alarak görüşmüş; Hem uçuş esnasında, hem de özel yaşamlarında onları görüntülemiş. Klişe olsa bile, onların mutfakta bulaşık yıkarken ki halleri ile bir ‘Top-Gun’ yıldızı gibi olan ulaşılmaz durumlarını yan yana sergilemiş. Simone serginin bu bölümünde herşeyi ona borçlu olduğumuz Atatürk`ün büstünün orada olması gerektiğini çok iyi kavramış ve Bern Büyükelçiliği’nden O’nun büstünü temin ederek en güzel köşeye yerleştirmiş.

Bu sergi vesilesiyle, İsviçre `de henüz bir kadın jet pilotu olmadiğından ve ancak 1995 yılından itibaren, savaşa katılma durumları olmayan, daha çok ulaşımı sağlamakla görevlendirilen kadın helikopter pilotları bulunduğundan haberdar oluyoruz. Danimarkalı belgeselci, Türkiye’den sonra nihayet Kabil’e ve Farial’e ulaştığında, ayrıca Afganlı ikiz kadın helikopter pilotlarının varlığından haberdar olur. Böylece, Lipoma ve Latifa adlı Afganlı ikiz kızkardeşlerin, İsviçre `, Taliban rejimi ile birlikte ülkeden kaçmak ve 7 yıl süreyle ülke dışında yaşamak zorunda kalmalarının öyküsü de girer belgesele. Misyon, sonunda Farial`in kocaman gülen gözleri ile sona erer. Sergiyi gururla gezdim, Ata’nın şu sözlerini orada saygıyla hatırladım:

‘ Bir toplum, bir millet erkek ve kadın denilen iki cins insandan meydana gelir. Mümkün müdür ki, bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça, diğer kısmı göklere yükselebilsin!’

ATATÜRK
Yazan: Doc. Dr. B. Nazan Aslan Walpoth