Atatürk, Trablusgarp’ta İtalyanlara karşı savaşırken, uçağın savaşta ilk kez kullanılmasına tanıklık etmiştir. Uçaklardan atılan küçük bombaların ve çivilerin nasıl zararlar verdiğini, daha da önemlisi psikolojik etkisi ile askerlerin moralini nasıl bozduğunu görmüştür. Trablusgarp’ta, silah arkadaşı Yzb. Fuat Bey’e söylediği, “Ah Fuat, ne olurdu şu uçaklar bizim elimizde olsaydı. Göreceksin bizimde böyle uçaklarımız olacak.” sözleri, Atatürk’ün havacılığın önemini çok önceden kavradığını göstermektedir.

Balkan Savaşlarında, Birinci Dünya Savaşında ve Milli Mücadelede, uçakların savaştaki etkinliğini gören Atatürk, Türk havacılarının zorluklar ve yokluklar içerisindeki başarısına tanıklık etmiş, havacılara her zaman sempati ile bakmıştır. Türk Havacılığının ilk pilotlarından Vecihi Hürkuş’un, Atatürk ile ilgili bir anısı bu özelliğini en iyi şekilde anlatmaktadır. “Gazi hiç ummadığımız zamanlarda küçük topluluklarımız arasına katılarak bizleri güçlendirir, çalışmalarımızı desteklerdi. Savaş sırasında en yakın desteği, onun verdiği moral gücünden almıştık. Özellikle Sakarya Savaşı’ndaki göklerdeki zaferimizi, Haymana’daki caminin minaresinden seyrettikten sonra, hava meydanımıza kadar gelerek bizleri tebrik edişindeki içtenlik, anılarımızın en büyük bölümünü alır. O’nun samimi kucaklamaları bütün hayatımın şan ve şerefine değer… Kurtuluş Savaşından sonraki çalışmalarımızda da O’nun hemen her gezisine katılmak, O’nun tren ve otomobilini havadan inerek yerlere sürünürcesine selamlamak tek sevgi, saygı ve isteğimdi. Nitekim bu davranışlarım nedeniyle bir gün şöyle dediğini söylediler. Bu çocuğa bir şey olacak diye korkuyorum. Bu uçuşlarda çok tehlikeli hareketler yapmasa daha memnun olacağım. Söyleyin, o kadar alçaktan uçmasın!”

Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin güvenliğini sağlamak için öncelikle Türk Silahlı Kuvvetlerini güçlendirmeyi hedefleyen Atatürk, çalışmalarını bu yönde yoğunlaştırmıştır. 1 Kasım 1924’te Meclis’te yaptığı konuşmada “…Müdafayı memleketten bahsederken alemi askeriyede mühim ve müessir bir amil mahiyetinde bulunan kuvveyi havaiye ye Meclis-i Alinin bilhassa alakasını ve dikkatini isticlab ederim.” diyerek memleketin korunmasında havacılığa verdiği önemi Türkiye Büyük Millet Meclisine ifade etmiştir.

Birinci Dünya savaşından sonra dünya havacılığının hızla ilerlemesine karşın, uzun yıllar süren savaşlardan yorgun çıkan ve yeni kurulan bir devlette, havacılığa önem verecek, bu konuda projeler üretecek insanların sayısı oldukça azdı. Havacılığa vakıf olmak bir yana 1925 yılında, hava ordusu mensupları hariç uçağa binen insan sayısı bile yok denecek kadar azdı. Devletin içinde bulunduğu zor mali şartları çok iyi bilen Atatürk, halkın desteğini almadan havacılıkta ilerlemenin zor olacağını değerlendirmiştir. Havacılığın sadece askeri yönde değil, modern batılı ülkelerde olduğu gibi sivil alanlarda da gelişmesini istemiş, milli havacılık sanayisini kurmayı hedeflemiştir. Düşüncelerini gerçekleştirmek için verdiği emirle, Cumhuriyetin ilanından 15 ay sonra, 16 Şubat 1925 tarihinde Türk Tayyare Cemiyeti’ni (sonradan Türk Hava Kurumu), kurmuştur. Cemiyet, Cumhuriyetin ilk yıllarında Türk Havacılığının ilerlemesinde en temel adımlardan birisi ve itici gücü olmuştur. Türk Tayyare Cemiyetinin 15 Mayıs 1925’deki açılış töreninde, “… İstikbal göklerdedir; çünkü göklerini koruyamayan milletler yarınlarından asla emin olamazlar… Her işte olduğu gibi havacılıkta da en yüksek seviyede, gökte seni bekleyen yerini az zamanda dolduracaksın. Ey Türk Genci! Kısa zamanda gökte seni bekleyen yerini alacaksın.” diyerek ulusa havacılıktaki hedefini göstermiştir.

Türk Tayyare Cemiyeti kurulduktan sonra çoğu gece Atatürk’ün sofrasında bu konuda konuşmalar geçmiştir. Sadece dışarıdan uçak almayı değil aynı zamanda kurulacak havacılık sanayisi ile bu alanda dünyada söz sahibi bir ülke olmayı amaçlayan Atatürk, bu yemeklerden birinde kararlılığını şu sözlerle ifade etmiştir.“Eskimiş teknolojileri değil, en yeni teknolojiyi ülkeye getirmediğimiz, getiremediğimiz sürece, yabancı ülkelere bağımlı olmaktan kurtulamayız... Eski teknolojileri bize kolaylıklar tanıyarak getiren yabancı devletlerin kurnazlıklarını anlamamak için insanın ya kör ya da aptal olması gerekir... Dünya Savaşı biter bitmez, bu kara günlerde kullanılan tüm silahlar birden bire demode oluverdi. Almanlar, Fransızlar, İngilizler, Amerikalılar ellerindeki bu silah fabrikalarını uzun vadeler tanıyarak geri kalmış ülkelere satmaya çalışıyorlar. Neden? Çünkü onlar daha modernlerini, daha etkili olanlarını yapabilecek fabrikalar kurmakla meşguller... Biz yeni genç bir Türkiye kuruyoruz. Dost düşman ülkelerin geride kalmış teknolojilerine gereksinmemiz yok. Ya en yenisini kurar, onlarla boy ölçüşürüz, ya da biraz daha sabreder, bunu yapabilecek güce erişmemizi bekleriz.”

1925 yılında Kayseri’de ve 1926 yılında Eskişehir’de kurulan uçak fabrikaları ve Türk Tayyare Cemiyetinin 1925 yılında Ankara’da kurduğu Akköprü Planör atölyesi, bu amaca yönelik olarak atılan adımlardır. Türk Tayyare Cemiyetinin halktan topladığı bağışlarla satın aldığı ve orduya armağan ettiği uçaklar sayesinde Hava Kuvvetleri güçlenmiştir. Cemiyetin bu başarılarını ve Hava Kuvvetlerindeki gelişmeyi yakından takip eden Atatürk, her yıl 1 Kasım’da Türkiye Büyük Millet Meclisini açarken yaptığı konuşmalarda, havacılığa mutlaka değinerek önemini vurgulamıştır. 1 Kasım 1935’teki konuşması da bu şekildedir. “...Tayyare filolarımızı vücuda getirmek için büyük millet meclisimizin yüce ilgisini heyecanla anmak borcumdur. Son uluslar arası olaylar, Türk Ulusu için kudretli bir hava ordusunun hayati önemde tutulmasına bir hak daha verdirdi. Çok emekle kurduğumuz canımızla korumaya ant içtiğimiz kutsal yurdun, havadan saldırılara karşı güvenlik altında bulunması demek, bize saldıracakların kendi yurtlarında bizim aynı zararları yapabileceğimize güvenimiz demektir. Bu güveni her gün arttıracak araç bulmakta Büyük Türk ulusunun, göksel bir duyguyu kalbinde taşıdığını her ferdin vatanı için tutuşan gözlerinde okumaktayız...”

Atatürk, yurt gezilerinde havacılık birliklerini de ziyaret ederek, hava kuvvetlerinin gelişimini takip etmiştir. Genç pilotları cesaretlendirmek için yaptığı konuşmalarına, gelecekte en büyük tehlikelerin de havadan geleceğini eklemeyi ihmal etmemiştir. Eskişehir Hava Alayını 1936 yılındaki ziyaretinde, gelecekteki havacılık ve uzay çalışmaları hakkında tahminlerde bulunmuştur. “...Geleceğin en etkili silahı da, aracı da hiç kuşkunuz olmasın uçaklardır. Bir gün insanoğlu uçaksız da göklerde yürüyecek, gezegenlere gidecek, belki de aydan bize mesajlar yollayacaktır. Bu mucizenin gerçekleşmesi için iki bin yılını beklemeye gerek kalmayacaktır. Gelişen teknoloji daha şimdiden bize bunu müjdeliyor. Bize düşen görev ise, Batıdan bu konuda fazla geri kalınmamasını temindir...”

Atatürk’ün sivil havacılıktaki hedefi uçan bir nesil yetiştirmektir. Uçakla, planörle uçan, paraşütle atlayan, model uçak yapan gençlerin yetişmesini arzu etmiştir. Türkkuşu, bu amacı gerçekleştirmeye yönelik bir kuruluştur. Sabiha Gökçen ile 30 Mayıs 1935’te açılış törenine giderken söylediği, “Haydi bakalım Gökçen gidiyoruz, bugün bizim için bir bayram günüdür, Hem de ileride çok öğüneceğimiz bir kuruluşun açılışını yapacağımız bir bayram...” sözleri, O’nun büyük amacını gerçekleştirirken duyduğu coşkuyu göstermektedir.

Atatürk, gençleri havacılığın her alanında faaliyet göstermeye davet etmiş, manevi kızı Sabiha Gökçen’i Türkkuşu’na göndererek, bu konuda herkese örnek olarak onun ileride dünyanın ilk kadın askeri pilotu olmasına giden yolu açmıştır. Askeri ve sivil havacılıkta memnuniyet verici gelişmeler yaşanmasına rağmen, Milli Havacılık Sanayiinin kurulmasında karşılaşılan güçlükler, Atatürk’ü bu alanda düşüncelere sevk etmiştir. 1937 yılında, Dersim Harekatı öncesinde Sabiha Gökçen’e söylediği, “Türk Hava Kurumu Ulusal görevini yerine getiriyor, Türkkuşunda gençler artık istikbalin göklerde olduğu inancı içinde yetişiyorlar... Bir de uçak teknolojisini Türkiye’ye getirebilirsek artık gözüm açık gitmeyecek Gökçen...” sözleri ile manevi kızına düşüncelerini anlatmıştır.

TBMM’nin 1 Kasım 1937’deki açılışında yaptığı konuşmada meclisi bu konuda gayret göstermeye davet etmiştir. “... Hava Kuvvetlerimiz için yapılmış olan üç yıllık program, büyük milletimizin yakın ve şuurlu alakasıyla, şimdiden başarılmış sayılabilir.Bundan sonrası için bütün tayyarelerimizin ve motörlerinin memleketimizde yapılması ve harp sanayimizin de bu esasa göre inkışaf ettirilmesi iktiza eder. Hava kuvvetlerinin aldığı ehemmiyeti göz önünde tutarak, bu mesaiyi planlamak ve bu mevzuu layık olduğu ehemmiyetle milletin nazarında canlı tutmak lazımdır.” Havacılık sanayinde geri kalındığının ve sağlam bir altyapı kurulamadığının farkında olan Atatürk, bu konuya her konuşmasında dikkat çekmiştir …
ALINTIDIR..