Gösterilen sonuçlar: 1 ile 6 ve 6

Konu: Tarihin Sırrı ve 29 Ekim’in Gizemi

  1. #1
    Forum kıdemlisi Array bravecan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    24.Eylül.2007
    Bulunduğu yer
    İstanbul..
    Yaş
    60
    Mesajlar
    17,998
    İtibar Gücü
    7736

    Standart Tarihin Sırrı ve 29 Ekim’in Gizemi

    Cumhuriyet neden 29 Ekim tarihinde ilan edildi. İşte Osmangazi Üniversitesi'nden Prof. Dr. Metin Kale'nin Cumhuriyet Gazetesi'ndeki yazısı.

    Dünya Savaşı, Avrupa’da 28 Temmuz 1914’te Avusturya-Macaristan’ın Sırbistan’a savaş ilan etmesiyle başladı. Ancak savaşın hemen başlarında Batı’da ve Doğu’da Alman saldırıları durakladığı için Almanlar Türkiye’nin bir an evvel savaşa girmesi için baskı uygulamaya başladılar.

    Osmanlı Devleti savaşın başında silahlı tarafsızlık ilan etti. Her şeye egemen olan ve Türkiye’nin geleceğini Alman ordularının Avrupa’daki başarılarında gören, Harbiye Nâzırı ve Başkomutanvekili Enver Paşa 26 Ekim’de Alman Amiral Suşon’a Karadeniz’e açılması iznini verdi. Yavuz (Goeben) ve Midilli (Breslau) ile birlikte on bir parçadan oluşan Amiral Suşon komutasındaki Türk donanması 27 Ekim sabahı Karadeniz’e açıldı ve 29 Ekim sabahı Rusya’nın Odessa, Sivastopol ve Novrosiski limanlarını bombardımana tuttu. Böylece Türkiye 29 Ekim 1914’te fiilen Birinci Dünya Savaşı’na girmiş oldu. Osmanlı’nın kaderi zaten 9 Haziran 1908’de Reval’de Rus Çarı II Nikola ve İngiliz Kralı 7. Edward arasındaki görüşmelerde belli olmuş, paylaşılmasına karar verilmişti.

    Teslimiyet anlaşması

    Büyük Harp’in uzun seneleri zarfında millet, yorgun ve fakir düşmüş, ülkeyi dünya savaşına sokan İttihat ve Terakki’nin lider kadrosu kendi hayatlarının endişesine düşerek Türkiye’den ayrılmışlardı. Padişah şahsının ve sadece tahtının telaşı içinde, Damat Ferit hükümeti, aciz ve kurtuluşu ancak İngilizlerle anlaşmada bulmaktadır. Devlet 30 Ekim 1918’de Mondros’ta İtilaf Devletleri’yle koşulları ağır bir teslimiyet antlaşması imzaladı. İtilaf Devletleri Mondros’un özellikle 7. maddesinden yararlanarak ülkenin hemen her yerini işgal etmektedir. İşgallerle beraber katliamları da yaşayan bu çilekeş, inançlı, vatansever ve gururlu Türk milleti dış düşmanla boğuşurken, yüreği yanarak içerideki işbirlikçilerin de ihanetine uğramaktaydı. Nâzım, o günler için “Ateşi de, ihaneti de görmüş bir milletiz” diyor. Bütün bu ağır dış ve iç koşullara rağmen gür sesiyle ilk günden itibaren Mondros’a karşı çıkan, ulusun başına neler örülmekte olduğunu haykıran bir Mustafa Kemal vardır. Askeri ve siyasi dehasıyla Anadolu ihtilalini gerçekleştiren ve beş yıl süren müthiş bir mücadelenin sonunda Mustafa Kemal Cumhuriyet’i kurdu.

    Erzurum Kongresi

    Ancak Cumhuriyete giden süreçte çok mihnetler yaşanmıştır. Gerçek anlamda “Cumhuriyet” üzerinde ilk düşünen Atatürk’tür. Erzurum Kongresi günlerinde “Muhakkak ki var olan hükümet biçimi ülkenin refah ve mutluluğuna ve gelişmesine yeterli gelmeyecektir. Başka bir hükümet biçimi arayıp bulmamız gerektiği kanısındayım” şeklindeki Mazhar Müfit Kansu’nun sorusuna 23 Temmuz 1919 gecesi Mustafa Kemal şöyle yanıt vermiştir.

    “Zaferden sonra şekl-i hükümet Cumhuriyet olacaktır.”

    Diğer taraftan Anadolu’daki gelişmeleri izleyen İngiliz gizli servisi Londra’ya, Sivas Kongresi sonrası bir “Anadolu Cumhuriyeti” kurulacağını bildiriyor ve İstanbul’da İngiliz Yüksek Komiser Amiral de Robeck de Lord Curzon’a gönderdiği şifrede Milli Mücadele’nin Cumhuriyete dönüşeceğinin işaretlerinden bahsediyordu. The Times gazetesi de 22 Eylül 1919 da “Sivas’taki Anadolu Cumhuriyeti” başlığını kullanmıştı.

    Cumhuriyetin ilanından 2 yıl sonra, Ekim 1925’te Fahrettin Altay Paşa Çankaya’da Atatürk’ün misafiridir. Zihnini hep meşgul eden, Cumhuriyetin niçin ve neden 29 Ekim’de ilan edildiğini öğrenmek ister. Anlattıklarına kulak verelim: “Atatürk hep mazlum bir millet derdi. Cumhuriyetin ilanından epey bir süre geçmişti. Ben de, hep neden 29 Ekim diye kendi kendime sormuşumdur. Bir gün Çankaya’da sofra dağıldıktan sonra, ‘Paşam benim dikkatimi çekmiştir. Hep düşündüm. 30 Ekim 1918 günü mütareke ilan edildi. Adana’daki karargâhınızdan Başkent’e (İstanbul’a) verdiğiniz şifreyi hatırlıyorum. Şimdi aradan zaman geçti, Cumhuriyet’imizin ilanının 29 Ekim gecesine gelmesi acaba bir tesadüf müdür? Üç gün evvel, beş gün sonra da olabilirdi’ diye sordum”. Bunun üzerine Atatürk şunları söylüyor:

    “Mütarekenin ilk günlerini hatırlarsın. Saray ve hükümet teslimiyeti kabul etmişti. Hükümet sarayın, saray da İtilaf Devletleri’nin elinin altına girmişti. Saray bu halinden memnundu. Fakat, ben bunu kabul edemezdim. Buna karşı koymakla bir çıkış yolunu temin ederek, bu mazlum milleti tarih sahnesinden silmek, ortadan kaldırmak isteyenlere karşı harekete geçmek için kendimi vazifeli saymıştım. Dünyada tek başımıza idik, fakat benim inandığım ideale benimle beraber olanlar da bağlandılar ve netice hasıl oldu. Mütareke 30 Ekim 1918’de imzalanmıştı. Vatan parçalanmış, istilaya uğramıştı. Peki, 30 Ekim 1918’den bizim İzmir’e girdiğimiz tarih olan 9 Eylül 1922’ye kadar kaç yıl geçti? Dört yıl. 29 Ekim 1923’te Cumhuriyeti ilan ettik. İşte beş yıla sığdırdığımız büyük inkılap, bizim yaşadığımız şartlara duçar olmuş, hangi milletin tarihinde vardır? Bu mazlum millet kendisinin hakkı olan yere ulaşmıştır, çektiğimiz acıların, sıkıntıların en büyük mükafatı işte budur. Bütün dünya bunu görmüştür. Daha da görecekleri vardır. Beni en çok mesut eden hadise, bu mazlum milletin hak ettiği bu yere gelmesidir. Sen benim 30 Ekim 1918 sonrası günlerdeki çektiğim azabı bilirsin. Yanımdaydın. Mondros 30 Ekim’dir. Cumhuriyet 29 Ekim. İşte bu da bir milletin, mazlum bir milletin ahıdır. Sanırım ki o zamanki devletler bunu anlamışlardır.” Atatürk bir an durdu, Fahrettin Paşa’ya baktı ve sonra elini masanın üzerine vurarak: “Deyiniz ki, bu tarihten silinmek istenilen bir milletin öcüdür…” Fahrettin Altay’ın “Ama bundan hiç bahsetmediniz” demesi üzerine, Atatürk “Övünmek olur, övünmek benimle beraber mefkureye inananların, milletin, ordunun hakkıdır” der. Fahrettin Altay’ın Atatürk’ün bu olaya bakışıyla ilgili düşüncesi şudur: “…Cumhuriyetin ilanı üç gün önce, iki gün sonra da olabilirdi. Bazı akımlar vardı, onlara karşı harekete geçmişti. Ama dikkatimden kaçmayan husus, müzakerelerin bir an evvel bitmesini istemesiydi. Adana’dan İstanbul’a verdiği şifrede yanında bulunduğum için, mütareke koşullarına olan şiddetli itirazını ve o günkü azabını çok iyi biliyordum. Diyelim ki, bu bir milletin öcüdür sözünden bir netice çıkarabiliyorum, belki iki neticeyi birden elde etmek istemişti.”

    “Dâhi odur ki, ileride herkesin takdir ve kabul edeceği şeyleri ilk ortaya koyduğu vakit herkes onlara delilik der” diyen Atatürk, Cumhuriyetin tarihini seçerken bile, dünyaya ve Türk ulusuna bir deha örneği daha göstermiş oluyordu.

    Her anlamı ile büyük Türk ulusunun öz ve aziz malı olan Cumhuriyet kıymetli evlatlarının elinde daima yükselecek ve sonsuza dek yaşayacaktır.

    '' İnsanlar konusunda daha az, fikirler konusunda daha çok meraklı olun. ''
    Marie Curie

    '' Cahillerle tartışmaya girmeyin, Ben hiç yenemedim.''
    Gazali

  2. #2
    Yönetici Array cagdas44 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    28.Şubat.2009
    Bulunduğu yer
    This s Isparta
    Yaş
    28
    Mesajlar
    3,969
    İtibar Gücü
    5000

    Standart

    Zihinlerimizdeki önderden çok daha fazlası aslında Atatürk yaptıkları yapmak istedikleri hayalini kurduğu yeni Türkiye. Sadece okuduğu kitapları geleceğe dair ön görülerini bile göz önüne alsak Atamızın her yaptığı çalışma için bir sebep aramalıyız.



    "THK Model Uçak Rehber Öğretmeni"

  3. #3
    Yeni Üye Array NocK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    04.Nisan.2011
    Mesajlar
    29
    İtibar Gücü
    0

    Standart

    [ı]bütün bunlar "hiç bir şey tesadüf değildir" tezini doğrulamakta..gelecekten gelen , geleceği bilendi.zaten tek bir "istikbal göklerdedir" betimlemesi bile ufkunun ne denli geniş olduğunun göstergesi..bilim kitaplarının yanısıra kozmos bilgilerde de matematiksel olarak dikkat çekmekte..bana göre gelmiş geçmiş en zeki & en seçilmiş liderdi...[/ı]

  4. #4
    Haberin Tek Kaynağı Array servetbasol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    11.Ocak.2007
    Bulunduğu yer
    Istanbul
    Mesajlar
    1,070
    İtibar Gücü
    5000

    Standart

    Mustafa Kemal, ağır bir böbrek hastalığı nedeniyle tehlikeli bir biçimde bozulan sağlığına kavuşmak için 1 Haziran/28 Temmuz 1918 arası önce Viyana'da sonra Karlsbad'da tedavi olmuştur.
    Bugün Çek Cumhuriyeti sınırları içinde bulunan ve adı Karlovy Vary olan Karlsbad, o sıralar Avusturya/Macaristan İmparatorluğu sınırları içindedir.
    19.cu asrın başları, kimlik ve etnik akımların doruk noktasıdır.
    Çek’ler aslen Bohemia kökenlidirler.
    Slovaklar ise ülkelerinin Macar hakimiyetine karşı çıkmaktadırlar.
    Bu iki “ulusal hareket”, eninde sonunda bir kırılma noktasına gelecektir.
    Her ikisinin de amacı hanedan yönetimi ve imparatorluk fikrinden kurtulmaktır.
    1890’da başlayan bu bağımsızlık için birliktelik, Çek ve Slovak’lar için akılcı bir birlikteliğe dönüşür ve 1.ci dünya savaşı sonunda Habsburg Monarşi’sinin, yani Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun çöküşü ile 28 Ekim 1918'de Çekoslovakya Halk Cumhuriyeti kurulur.
    İlk Cumhurbaşkanları Tomáš Garrigue Masaryk dir.
    Mustafa Kemal’in kaldığı otel Florencie, mütevazi bir hotel görünümündedir, ve o dönemki ismi "Rudolf Hof" tur.

    Görüşmeler ve fikir alışverişi için gittiği Grand Pupp'a kahvesi ve kaldığı otelin lokantasında gözlemlediği dönemin siyasi durumu, bakış açısını genişletecek ve yeni ufuklar açacaktır.

    Tedavi kısmı, gezintiler, Türk ailelerle büyük otelde kadınlı erkekli çeşitli konular üzerinde konuşmalar, bu arada özellikle memleket sorunlarının durumu, sosyal konular, askerlik ve savaşlar hakkında açıklamalar vardır.
    Atatürk'ün Karlsbad’ta geçen bu bir aylık hayatı, bize “geleceğini hazırlayan fikir hareketlerini aksettirmesi” bakımından önemlidir...
    2004 Şubat ayında gezerken gördüğüm ve resimlediğim bu iki kare dışında Çek rehberimizin söylediklerini ilgi ile dinlemiştim.
    “28 Ekim bizim ilk bağımsızlık ilanımızdır. Slovakya bu birliğe iki gün sonra 30 Ekim’de katılmıştır. Büyük Atatürk ise buradaki tedavisi sırasında yerel yöneticiler ile bu kahvede görüşmüş ve ülkemizin geleceğini kurmak için yapılan çalışmaları dikkatle takip etmiştir.
    Cumhuriyeti ilan tarihiniz olan 29 Ekim, bizden sonra kurulan ve özellikle Cumhuriyet kardeşliği için seçilen bir tarihtir.”
    Söylediklerine bakılırsa, 28 olmamalı idi, çünkü o tarih Cekoslovakya’nın kuruluş tarihidir. 30 olmamalı idi, çünkü o tarih, Osmanlının teslimiyet anlaşmasını imzaladığı tarihtir.
    Niye Ekim ayı sorusuna en mantıklı bakış açısı, tur liderinin içten içe övünerek söylediği Mustafa Kemal Paşa’nın tedavi için bulunduğu bir ülkenin siyaseti ile ilgilenip, sonradan da gelişmeleri takip etmesinde yatıyor sanırım.
    Sevgiler

  5. #5
    Özel Üye Array
    Üyelik tarihi
    05.Şubat.2009
    Mesajlar
    8,699
    İtibar Gücü
    5345

    Standart 29 Ekim: M. Kemal’in Mondros’a tokadı!

    29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nın 90. yılında Yurt Gazetesi olarak 29 Ekim'in “tarihi sırrı”nı genç kuşaklara açıklıyoruz. Bağımsız Dergisi yazarı gazeteci Taylan Sorgun'la yaptığımız kapsamlı söyleşi bu konuyu bilmeyenler için aydınlatıcı bir zenginlik taşıyor. Duayen gazeteci Taylan Sorgun'un M. Kemal'in İstanbul'daki gizli teşkilatında görev almış Teşkilatı Mahsusacılarla ve Fahrettin Altay Paşa ile yaptığı söyleşileri içeren 5 adet belgesel eseri var. Günümüzde dönemin canlı tanıklarına dayalı tek kaynak durumundalar.

    Bugün Taylan Sorgun ile yapacağımız söyleşinin konusu “29 Ekim'in sırrı” ve “Fahrettin Altay Paşa'nın M. Kemal'in yanında olduğu Mondros günleri”.

    M. KEMAL'İN KURMAY MESAJI

    Sayın Taylan Sorgun, kitaplarınızda, özellikle “Bekirağa Bölüğü” kitabınızda yeralan “29 Ekim'in sırrı” meselesi nedir? Bunu neye dayandırıyorsunuz?

    Taylan Sorgun (TS): 29 Ekim'in tarihi sırrı şudur: Mustafa Kemal, Cumhuriyet'i 1923 yılında tam 29 Ekim'de, 30 Ekim 1918 Mondros Teslimiyet Anlaşmasına 5 yıl sonra verdiği bir cevap, ya da attığı bir tokat olarak ilan etmiştir. Üstelik Cumhuriyet 29 Ekim'de saat 20.40'da, yani 30 Ekim'in 5. yıldönümüne saatler kala ilan edilmiştir. Orada ince bir 'kurmay mesajı' vardır. Batılı devletlere 'Mondros'u boşa çıkardım' demiştir! Bunu da bana belgeselini yaptığım M. Kemal'in silah ve kader arkadaşı rahmetli Fahrettin Altay Paşa anlatmıştır.

    Mustafa Kemal, Altay Paşa'yı Cumhuriyet'in ilanından iki yıl sonra 1925 yılı Ekim ayında Çankaya'daki Köşk'ünde 11 gün misafir etmiştir. Bu konu orada gündeme gelmiştir. M. Kemal'in 30 Ekim Mondros ve 29 Ekim için söylediklerini Altay Paşa bana aynen nakletmiştir. Ben de “Bekirağa Bölüğü” ve “Esir Şehrin Fedaileri” kitaplarımda bu “29 Ekim'in Sırrı”na yer verdim.

    ALTAY PAŞA O GÜNLERİ ANLATTI

    Altay Paşa bunları size ne zaman nasıl anlattı?

    TS: Meslek ustam Falih Rıfkı Atay'ın yönlendirmesi üzerine gazeteciliğe başladıktan bir süre sonra 1960'lı yıllarda 1908-1938 arasını yaşamış yakın tarihin son tanıkları ile konuşmaya başladım. Çoğu eski İttihatçı ve M. Kemal'in İstanbul'daki gizli teşkilatında yeralmış kişilerdi.

    Bu arada Fahrettin Altay Paşa'nın (1880-1974) anılarını derlemek istediğini duydum. Ben talip oldum. İttihatçı bağlantısı ile kabul etti. Kendisi ile 1967-68 yıllarında Tarabya, Boyacıköy'deki evinde haftalar boyunca konuştuk. Bu konuşmalar “İmparatorluk'tan Cumhuriyet’e” belgeseline dönüştü.

    Ancak bazı özel konuşmaları daha sonraki kitaplarımda kullandım. Altay Paşa'nın Mustafa Kemal'e sorduğu ve onun yanıtladığı 29 Ekim konusuna sonraki kitaplarımda yer verdim.
    Altay Paşa bunları anlatırken çok heyecanlanmıştı. Mondros günlerini anlatırken de, ben istedim, odada gezinerek M. Kemal'in hareketlerini tekrarlayarak bana canlandırma yaptı. Yani çok özel anılardır. Tarihi anların anlatımıdır.

    “KENDİMİ VAZİFELİ SAYDIM!”

    Tam olarak ne demiş M. Kemal 29 Ekim'in ilanı konusunda?

    TS: Altay Paşa Çankaya'da 29 Ekim tarihinin anlamını sorunca M. Kemal ona şöyle der: “Mütareke'nin ilk günlerini hatırlarsın, saray ve hükümet teslimiyeti kabul etmişti. Hükümet sarayın saray da İtilaf Devletlerinin elinin altına girmişti, saray bu halinden 'memnundu'. Fakat ben bunu kabul edemezdim, buna karşı koymakla bir çıkış yolunu temin ederek bu mazlum milleti tarih sahnesinden silmek, ortadan kaldırmak isteyenlere karşı harekete geçmek için kendimi vazifeli saymıştım. Dünyada tek başımızaydık, fakat benim inandığım mefkureye benimle beraber olanlar da bağlandılar ve netice hasıl oldu.

    Mütareke 30 Ekim 1918'de imzalanmıştı, vatan parçalanmış, istilaya uğramıştı, peki 30 Ekim 1918'den bizim İzmir'e girdiğimiz tarih olan 9 Eylül 1922'ye kadar kaç yıl geçti? 4 yıl. 29 Ekim 1923'te Cumhuriyeti ilan ettik. İşte beş yıla sığdırdığımız büyük inkilap! Bizim yaşadığımız şartlara duçar olmuş hangi milletin tarihinde bu vardır? Bu mazlum millet kendisinin hakkı olan yere ulaşmıştır, çektiğimiz sıkıntıların en büyük mükafatı işte budur. Bütün dünya bunu görmüştür. Daha da görecekleri vardır. Beni en çok mesut eden hadise bu mazlum milletin hak ettiği bu yere gelmesidir”

    M. KEMAL: ÖVÜNMEK OLURDU!

    Altay Paşa bunun üzerine ne demiş?
    TS: Altay Paşa meraklı ve heyecanlı. Tarihi yaşamış ve yapmış Kuvayi Milliye kuşağından. Onun için Altay Paşa biraz daha derinlemesine soruyor. “Neden tam 29 Ekim? Üç gün evvel 5 gün sonra da olabilirdi” diyor!

    Mustafa Kemal bir an durup Fahrettin Altay Paşa'ya bakıyor. Sonra elini masaya vurarak:
    “Deyiniz ki tarihten silinmek istenen bir milletin öcüdür” diyor. Altay Paşa “Ama bundan hiç söz etmediniz” diyecek oluyor. Mustafa Kemal yanıtlıyor:

    “Övünmek olur, övünmek, benimle beraber mefkureye inananların, milletin ordumuzun hakkıdır” Ve sözlerini burada kesiyor Mustafa Kemal...

    MAZLUM MİLLETİN AHI

    Yani 29 Ekim'in 30 Ekim Mondros'a yanıt olduğunu “övünmek gibi olmasın” diye mi açıklamıyor M. Kemal?

    TS: Böyle anlamak gerekiyor. Zaten 'Anlayan anlamıştır', Batılı devletler bu mesajı almıştır diye konuşuyor M. Kemal. Altay Paşa'ya kullandığı kelimeler şunlar: “Bu milletin ahıdır. Öcüdür”. Türkçe güzel bir atasözümüz vardır. “Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste”. M. Kemal'in “Mazlum milletin ahı” dediği bu anlamda “ahı”. Mazlum millet ve tabii M. Kemal emperyalistlerden Mondros'un ahını, öcünü 5 yıl sonra 29 Ekim'le alıyor. Yani intikamını tarihi mesajla alıyor, ama bunun reklamını yapmıyor. Sessizce “Beni yenemezsiniz, ben sizden öndeyim!” mesajını veriyor.

    O zaman Mondros'un M. Kemal için çok özel çok kişisel bir anlamı mı var?

    TS: Evet, 30 Ekim Mondros Teslimiyet Anlaşması ve ondan sonra 8 Kasım'a kadar geçen bir hafta M. Kemal sürekli Saray'la şifreli telgrafla yazışarak adeta tek başına Mondros'a karşı bir savaş veriyor. Aslında bu bir hafta M. Kemal'in Anadolu İhtilali'ni tasarladığı ve ilk adımlarını atıp teşkilatladığı çok kritik bir hafta. İşte Fahrettin Altay Paşa da, Ali Fuat Paşa (Cebesoy) ile birlikte o kritik günlerde M. Kemal'in yanında. Hele bir sahne var. Rahmetli Altay Paşa o sahnenin tek tanığı. O sahneyi bana canlandırarak anlatmıştı.

    MÜTHİŞ BİR TARİH SAHNESİ

    Nedir o sahne?

    TS: O sahne şu: Sarayla şifre savaşının sonuna gelinmiştir. O sırada Binbaşı Fahrettin, M. Kemal'in yanından ayrılmak için izin ister. M. Kemal “Geliniz!” diyerek onu masanın yanına askeri haritanın başına götürür. Anadolu paftasını açar. “Nihayet istediklerini yaptılar...Batırdılar şimdi paylaşacaklar!” der. Sanki tarihle hesaplaşır gibidir. Fahrettin Altay heyecandan nefesini tutmuş dinlemektedir. M. Kemal devam eder: “Şimdi bakınız elimizde kalan bu Anadolu topraklarını da işgal etmeye hazırlanmaktadırlar. Zaten başlamışlardır bile, çünkü burası onlar ve dünya için çok mühimdir. Bizim milletimizin hakkını böylece ebediyen ortadan kaldıracaklarını hesap etmektedirler”
    M. Kemal birdenbire haritadan gözlerini kalıdır ve dikilir. Bir anlık suskunluktan sonra bu defa adeta hınçla bir sesle şöyle der:

    “Fakat bilesiniz ki, buna izin alamayacaklar...Bunda muvaffak olamayacaklarını göreceklerdir. Bu muvaffakiyetsizliklerini yaşadıkları vakit o muvaffakiyetsizliklerine şaşıracaklardır...Bunu yapamayacaklardır...Göreceksiniz...Sonra da insanlık bu yaptıklarından utanacaktır”...

    YILDIRIM YEMİŞ GİBİ

    Gerçekten tarihi bin an, tarihi sözler. Peki Fahrettin Binbaşı ne yapıyor?

    TS: Altay Paşa bana o anı “Yıldırım yemiş gibi oldum!” diye anlattı. Çünkü bunun nasıl olacağını o tarihte bilemez. M. Kemal'in kafasındaki plan ve stratejileri ondan başka kimse bilemez. Ayrıca M. Kemal'in telgrafları ve bu sözleri saraya ve işgalcilere karşı açık isyan gibidir. Binbaşı Fahrettin, M. Kemal'e birlikte savaştığı Çanakkale'den beri hayranlık duymaktadır, ama aynı zamanda durumun zorluğundan çekinmektedir.

    M. Kemal, Binbaşı Fahrettin'e birliklerini koruyarak Anadolu içlerine çekilmesini söyler ve veda eder. 5 yıl sonra Çankaya'da M. Kemal, Altay Paşa'ya o günleri hatırlatıp 'Sen o zaman yanımdaydın, çektiklerimizi görmüştün!” diye konuşur. 5 yıl içinde olanlar gerçekten inanılmazdır!

    KARAKTERİME UYANI YAPACAĞIM

    Peki o günlerde M. Kemal başka neler yapar?

    TS: M. Kemal 30 Ekim 1918 Mondros Teslimiyet Anlaşması'nı Halep'in kuzeyindeki dağlarda İngilizler ve Araplarla dövüşürken alır. Ordusunu Suriye'den geriye Anadolu'nun doğal sınırına az kayıpla çekmiş ve orada dövüşmektedir. Kendisine “Yıldırım Orduları Komutanlığı”nı Alman General Liman von Sanders'ten teslim alması tebliğ edilir. 31 Ekim'de Adana'ya gider ve komutayı, Çanakkale'de birlikte savaştıkları bu generalden teslim alır. Sanders “Tek tesellim komutayı size teslim etmektir” diyecektir. Sonra Mondros Teslimiyet Şartları'nı şifreli telgrafla öğrenir ve buna itiraza başlar. Hemen her noktasına direnir ve itiraz eder. Ahmet İzzet Paşa ve Saray'la sürekli yazışır. En sonunda “Karakterime uyanı yapacağım” diyerek teslimiyeti kabul etmediğini ilan eder.

    M. Kemal bu arada işe yarayan silahları Ege'de Teşkilatı Mahsusa şeflerinden Kuşçubaşı Eşref'in çiftliğine yollar. Bunlar sonra Ege'de çete direnişinin temel silahları olacaktır. Ayrıca Antep ve Maraş'ta çeteler kurulmasını ve düşmanla gerilla savaşı yapılmasını örgütler. Oralara da silah yollar. Anadolu'da uzun vadeli bir direniş planlar. Ankara ve Konya civarını direnişin merkezi olarak daha o günlerde kurmay kafası ile gözüne kestirmiştir. Suriye'de elde kalan son askeri güçleri bu bölgeye naklettirir. Daha sonra Ali Fuat Paşa'nın ünlü 20. Kolordusu'nu Ankara'ya yollar. Kolordu Suriye sınırından Ankara'ya yürüyerek gider!...Öyle günlerdir...

    GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER!

    Sonunda Saray, onunla başa çıkamaz ve Mustafa Kemal'in, yani bu “İsyancı Paşa”nın ordularını lağveder. Kendisi 8 Kasım'da derhal İstanbul'a çağrılır. Ancak Sadrazam ve Harbiye Nazırı Ahmet İzzet Paşa da, Saray, işgal kuvvetleri ve İttihatçılar arasında kalarak, M. Kemal Paşa'nın sert telgraflarının da etkisi ile ertesi gün istifa eder. M. Kemal 13 Kasım 1918'de işgal donanmasının İstanbul'a geldiği aynı gün İstanbul'a gelir.

    Hazin bir dönüş!

    TS: Ama M. Kemal yenilgiyi kabul etmez. 80 bin şehit vererek Çanakkale'den sokmadığı İtilaf devletleri donanmasını İstanbul Boğazı'nda görünce gözyaşı dökmek yerine “Geldikleri gibi giderler” demekle yetinir. O zaten artık Anadolu İhtilali'ni planlamaktadır. İstanbul'a gelir gelmez eski arkadaşları olan İttihatçı ve Teşkilatı Mahsusacılarla gizli bir teşkilat kurar ve milli mücadelenin temellerini atmak için derhal çalışmaya başlar. Kitaplarımda anlatmaya çalıştığım M. Kemal'in İstanbul'da kaldığı bu 6 ay başlı başına ayrı bir maceradır. Bir gün onu da anlatırım.


    M. Kemal'in Mondros'ta Saray'la telgraf savaşı

    Fahrettin Altay, Taylan Sorgun'a anlatıyor. Mondros sonrası kendisi yanındayken Mustafa Kemal'in Saray'la yürüttüğü telgraf savaşından izlenimler ve başlıklar şöyle:
    Mondros'un imzalandığı 30 ekim 1918'de M. Kemal Suriye'den Anadolu sınırına çektiği ordusuyla, Halep'in kuzeyinde Toros eteklerinde İngiliz ve Arap kuvvetleri ile çatışmaktadır.

    Gelen talimat üzerine Mustafa Kemal 31 Ekim 1918 günü Adana'ya gelerek Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı'nı Liman von Sanders'ten devralıyor.
    Adana'daki karargahta başlayan bu süreç esas olarak Mondros Teslimiyet Anlaşması şartlarının kendisine iletildiği 3 Kasım'dan başlayarak 8 Kasım 1918'e kadar 5 gün sürüyor. Binbaşı Fahrettin (Altay Paşa) 3 Kasım'da Adana'ya onun yanına geliyor.

    Mustafa Kemal karargahta telgraf odasına sürekli gidip gelerek, öfkelendiği zaman yaptığı gibi dağılan sarı saçlarını, ellerini tarak yapıp sürekli geriye doğru iterek heyecan içinde sinirli biçimde dolaşıyor. Sürekli kahve ve sigara içiyor. Telgrafçıya “Yaz çocuk, oku çocuk!” gibi komutlar veriyor. Bir çok telgrafın başına “Geciktirilmesi idam gerektirir!” gibi maddeler koyduruyor.

    Böyle muğlak ve belirsiz şartlar olur

    Mustafa Kemal 3 Kasım 1918'de Adana'dan Harbiye Nezareti ve Saray'a çektiği telgrafta Mondros Anlaşması'ndaki “muğlak maddeleri” eleştiriyor ve netliğe kavuşması için bir dizi soru sıralıyor.

    Önemlileri şöyle:

    Toros tünellerinin işgaline izin verilmesi, Amanos tünellerini de kapsıyor mu? İşletmeyi kim yapacak?
    Suriye sınırı ve Kilikya sınırı denilen yerler neresidir?

    M. Kemal’i öfkelendiren not: Sınırlar sonra belirlenecek

    4 Kasım'da İstanbul'dan gelen başka bir şifre ise İngilizlerin İskenderun'a erzak nakli için çıkmasına izin verilmesini ve İngiliz centilmenliğine güvenilmesini ister.

    Mustafa Kemal bu telgrafın özellikle “Hudut sonradan bildirilecektir” maddesine tek kelimeyle çıldırır! “Şu vaziyete bakın! Biz bu hudutlar için orduları çöllerde vermedik mi? Bir milletin hududunun lüzumu halinde bildirilmesi hangi insan aklının eseridir? Şaşarım akıllarına!"

    5 Kasım: İngiliz ihtirasının sonu yoktur!

    5 Kasım'da Ali Fuat Paşa da Adana'ya M. Kemal'in yanına gelir. Şifreleri okuyunca o da öfkelenir. 5
    Kasım'da M. Kemal İstanbul'a ağır bir telgraf daha çeker:

    Toros tünellerini işgal eden İngiliz kuvveti bütün Anadolu'yu işgale kalkarsa ne olacak?
    İngilizler Suriye'deki kıtaat tanımı içine (Kilikya) 7. Ordu'yu da katarak teslimini istiyor.
    İngilizler İskenderun'u da Kilikya içine alarak işgale hazırlanıyor. Kilikya Siirt'e kadar uzanıyor!

    Anlaşmadaki kötü şartları düzeltmezsek ve orduları terhis edersek, İngilizlerin her dediğine boyun eğecek olursak, onların ihtiraslarının önüne geçmek mümkün olmayacaktır!

    Fahrettin Altay kimdir?

    Fahrettin Altay (1880-1974) İstiklal Savaşı'nda Mustafa Kemal'in yakın silah arkadaşı. 1906 Harbiye Kurmay okulu mezunu. Çeşitli cephelerde ve Çanakkale'de görev yaptı. Mondros sırasında Adana'da M. Kemal'in yanında bulundu. Kurtuluş Savaşı sırasında Konya'da 12. Kolordu'nun başındaydı. 30 Ağustos'ta süvari tümeni ile düşman hattının arkasına sarkarak Yunan cephesini dağıttı. 9 Eylül'de izmir'e ilk giren onun birlikleriydi. Siyaseti karışmadı, askerlik görevini sürdürdü. Hep M. Kemal'in yanında yeraldı. 1938'de Onun ölüm törenini yöneten komutan oldu. 1950'de emekli oldu ve köşesine çekildi. 1960'lı yıllarda anılarını gazeteci Taylan Sorgun'a anlatarak kitaplaştırdı. (İmparatorluk'tan Cumhuriyet'e)

    Taylan Sorgun kimdir?

    1939 Elazığ doğumlu Taylan Sorgun 1957 yılında Ahmet Emin Yalman'ın başyazarı olduğu Vatan gazetesinde gazeteciliğe başladı. Falih Rıfkı, Bedii Faik gibi ustaların yanında çalıştı. Vatan, KİM, Hür Vatan, Tercüman, Ortadoğu gibi yayın organlarında uzun yıllar çeşitli kademelerde görev yaptı, günlük yazılar yazdı. Halen Bağımsız haftalık dergisinde “Dünden bugüne” köşesini yazıyor, Yurt gazetesine zaman zaman analizleriyle katkıda bulunuyor. Ulusal Kanal ve Kanal B'de çeşitli siyasi programlara katılıyor. 60'lı yıllarda Fahrettin Altay ve M. Kemal'in gizli teşkilatında çalışmış olan 'son tanıklarla' söyleşiler yaptı. Bu konuşma ve belgeleri içeren 5 kitabı var (1-İmparatorluk'tan Cumhuriyet'e 2-Devlet Kavgası 3-Esir Şehrin Fedaileri 4-Halil Paşa 5-Bekirağa Bölüğü
    http://www.turkish-media.com/forum/t...80%99a-tokadi/
    Ucuyorum.com Forum Haber Servisi




  6. #6
    Yeni Üye Array
    Üyelik tarihi
    02.Şubat.2017
    Mesajlar
    19
    İtibar Gücü
    0

    Standart

    Teşekkürler bilgiler için hocam.

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 misafir)

Benzer Konular

  1. Tarihin en büyük zeplin kazası!
    kaptanwolf tarafından Dünya Havacılık Tarihi Bölümünde
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08.Mayıs.2007, 10:57

Paylaş

Paylaş

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •