istanbul escort

istanbul escort

istanbul escort

istanbul escort

bonusal mobil ödeme bahis mobil ödeme bahis canlı bahis kaçak bahis bedava bahis bahis siteleri neropay casino siteleri güvenilir bahis siteleri deneme bonusu canlı bahis siteleri istanbul escort istanbul escort canlı bahis siteleri deneme bonusu veren siteler

Gösterilen sonuçlar: 1 ile 5 ve 5

Konu: Tarihin Sırrı ve 29 Ekim’in Gizemi

  1. #1
    Forum kıdemlisi Array bravecan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    24.Eylül.2007
    Bulunduğu yer
    İstanbul..
    Yaş
    61
    Mesajlar
    17,543
    İtibar Gücü
    7858

    Standart Tarihin Sırrı ve 29 Ekim’in Gizemi

    Cumhuriyet neden 29 Ekim tarihinde ilan edildi. İşte Osmangazi Üniversitesi'nden Prof. Dr. Metin Kale'nin Cumhuriyet Gazetesi'ndeki yazısı.

    Dünya Savaşı, Avrupa’da 28 Temmuz 1914’te Avusturya-Macaristan’ın Sırbistan’a savaş ilan etmesiyle başladı. Ancak savaşın hemen başlarında Batı’da ve Doğu’da Alman saldırıları durakladığı için Almanlar Türkiye’nin bir an evvel savaşa girmesi için baskı uygulamaya başladılar.

    Osmanlı Devleti savaşın başında silahlı tarafsızlık ilan etti. Her şeye egemen olan ve Türkiye’nin geleceğini Alman ordularının Avrupa’daki başarılarında gören, Harbiye Nâzırı ve Başkomutanvekili Enver Paşa 26 Ekim’de Alman Amiral Suşon’a Karadeniz’e açılması iznini verdi. Yavuz (Goeben) ve Midilli (Breslau) ile birlikte on bir parçadan oluşan Amiral Suşon komutasındaki Türk donanması 27 Ekim sabahı Karadeniz’e açıldı ve 29 Ekim sabahı Rusya’nın Odessa, Sivastopol ve Novrosiski limanlarını bombardımana tuttu. Böylece Türkiye 29 Ekim 1914’te fiilen Birinci Dünya Savaşı’na girmiş oldu. Osmanlı’nın kaderi zaten 9 Haziran 1908’de Reval’de Rus Çarı II Nikola ve İngiliz Kralı 7. Edward arasındaki görüşmelerde belli olmuş, paylaşılmasına karar verilmişti.

    Teslimiyet anlaşması

    Büyük Harp’in uzun seneleri zarfında millet, yorgun ve fakir düşmüş, ülkeyi dünya savaşına sokan İttihat ve Terakki’nin lider kadrosu kendi hayatlarının endişesine düşerek Türkiye’den ayrılmışlardı. Padişah şahsının ve sadece tahtının telaşı içinde, Damat Ferit hükümeti, aciz ve kurtuluşu ancak İngilizlerle anlaşmada bulmaktadır. Devlet 30 Ekim 1918’de Mondros’ta İtilaf Devletleri’yle koşulları ağır bir teslimiyet antlaşması imzaladı. İtilaf Devletleri Mondros’un özellikle 7. maddesinden yararlanarak ülkenin hemen her yerini işgal etmektedir. İşgallerle beraber katliamları da yaşayan bu çilekeş, inançlı, vatansever ve gururlu Türk milleti dış düşmanla boğuşurken, yüreği yanarak içerideki işbirlikçilerin de ihanetine uğramaktaydı. Nâzım, o günler için “Ateşi de, ihaneti de görmüş bir milletiz” diyor. Bütün bu ağır dış ve iç koşullara rağmen gür sesiyle ilk günden itibaren Mondros’a karşı çıkan, ulusun başına neler örülmekte olduğunu haykıran bir Mustafa Kemal vardır. Askeri ve siyasi dehasıyla Anadolu ihtilalini gerçekleştiren ve beş yıl süren müthiş bir mücadelenin sonunda Mustafa Kemal Cumhuriyet’i kurdu.

    Erzurum Kongresi

    Ancak Cumhuriyete giden süreçte çok mihnetler yaşanmıştır. Gerçek anlamda “Cumhuriyet” üzerinde ilk düşünen Atatürk’tür. Erzurum Kongresi günlerinde “Muhakkak ki var olan hükümet biçimi ülkenin refah ve mutluluğuna ve gelişmesine yeterli gelmeyecektir. Başka bir hükümet biçimi arayıp bulmamız gerektiği kanısındayım” şeklindeki Mazhar Müfit Kansu’nun sorusuna 23 Temmuz 1919 gecesi Mustafa Kemal şöyle yanıt vermiştir.

    “Zaferden sonra şekl-i hükümet Cumhuriyet olacaktır.”

    Diğer taraftan Anadolu’daki gelişmeleri izleyen İngiliz gizli servisi Londra’ya, Sivas Kongresi sonrası bir “Anadolu Cumhuriyeti” kurulacağını bildiriyor ve İstanbul’da İngiliz Yüksek Komiser Amiral de Robeck de Lord Curzon’a gönderdiği şifrede Milli Mücadele’nin Cumhuriyete dönüşeceğinin işaretlerinden bahsediyordu. The Times gazetesi de 22 Eylül 1919 da “Sivas’taki Anadolu Cumhuriyeti” başlığını kullanmıştı.

    Cumhuriyetin ilanından 2 yıl sonra, Ekim 1925’te Fahrettin Altay Paşa Çankaya’da Atatürk’ün misafiridir. Zihnini hep meşgul eden, Cumhuriyetin niçin ve neden 29 Ekim’de ilan edildiğini öğrenmek ister. Anlattıklarına kulak verelim: “Atatürk hep mazlum bir millet derdi. Cumhuriyetin ilanından epey bir süre geçmişti. Ben de, hep neden 29 Ekim diye kendi kendime sormuşumdur. Bir gün Çankaya’da sofra dağıldıktan sonra, ‘Paşam benim dikkatimi çekmiştir. Hep düşündüm. 30 Ekim 1918 günü mütareke ilan edildi. Adana’daki karargâhınızdan Başkent’e (İstanbul’a) verdiğiniz şifreyi hatırlıyorum. Şimdi aradan zaman geçti, Cumhuriyet’imizin ilanının 29 Ekim gecesine gelmesi acaba bir tesadüf müdür? Üç gün evvel, beş gün sonra da olabilirdi’ diye sordum”. Bunun üzerine Atatürk şunları söylüyor:

    “Mütarekenin ilk günlerini hatırlarsın. Saray ve hükümet teslimiyeti kabul etmişti. Hükümet sarayın, saray da İtilaf Devletleri’nin elinin altına girmişti. Saray bu halinden memnundu. Fakat, ben bunu kabul edemezdim. Buna karşı koymakla bir çıkış yolunu temin ederek, bu mazlum milleti tarih sahnesinden silmek, ortadan kaldırmak isteyenlere karşı harekete geçmek için kendimi vazifeli saymıştım. Dünyada tek başımıza idik, fakat benim inandığım ideale benimle beraber olanlar da bağlandılar ve netice hasıl oldu. Mütareke 30 Ekim 1918’de imzalanmıştı. Vatan parçalanmış, istilaya uğramıştı. Peki, 30 Ekim 1918’den bizim İzmir’e girdiğimiz tarih olan 9 Eylül 1922’ye kadar kaç yıl geçti? Dört yıl. 29 Ekim 1923’te Cumhuriyeti ilan ettik. İşte beş yıla sığdırdığımız büyük inkılap, bizim yaşadığımız şartlara duçar olmuş, hangi milletin tarihinde vardır? Bu mazlum millet kendisinin hakkı olan yere ulaşmıştır, çektiğimiz acıların, sıkıntıların en büyük mükafatı işte budur. Bütün dünya bunu görmüştür. Daha da görecekleri vardır. Beni en çok mesut eden hadise, bu mazlum milletin hak ettiği bu yere gelmesidir. Sen benim 30 Ekim 1918 sonrası günlerdeki çektiğim azabı bilirsin. Yanımdaydın. Mondros 30 Ekim’dir. Cumhuriyet 29 Ekim. İşte bu da bir milletin, mazlum bir milletin ahıdır. Sanırım ki o zamanki devletler bunu anlamışlardır.” Atatürk bir an durdu, Fahrettin Paşa’ya baktı ve sonra elini masanın üzerine vurarak: “Deyiniz ki, bu tarihten silinmek istenilen bir milletin öcüdür…” Fahrettin Altay’ın “Ama bundan hiç bahsetmediniz” demesi üzerine, Atatürk “Övünmek olur, övünmek benimle beraber mefkureye inananların, milletin, ordunun hakkıdır” der. Fahrettin Altay’ın Atatürk’ün bu olaya bakışıyla ilgili düşüncesi şudur: “…Cumhuriyetin ilanı üç gün önce, iki gün sonra da olabilirdi. Bazı akımlar vardı, onlara karşı harekete geçmişti. Ama dikkatimden kaçmayan husus, müzakerelerin bir an evvel bitmesini istemesiydi. Adana’dan İstanbul’a verdiği şifrede yanında bulunduğum için, mütareke koşullarına olan şiddetli itirazını ve o günkü azabını çok iyi biliyordum. Diyelim ki, bu bir milletin öcüdür sözünden bir netice çıkarabiliyorum, belki iki neticeyi birden elde etmek istemişti.”

    “Dâhi odur ki, ileride herkesin takdir ve kabul edeceği şeyleri ilk ortaya koyduğu vakit herkes onlara delilik der” diyen Atatürk, Cumhuriyetin tarihini seçerken bile, dünyaya ve Türk ulusuna bir deha örneği daha göstermiş oluyordu.

    Her anlamı ile büyük Türk ulusunun öz ve aziz malı olan Cumhuriyet kıymetli evlatlarının elinde daima yükselecek ve sonsuza dek yaşayacaktır.

    '' İnsanlar konusunda daha az, fikirler konusunda daha çok meraklı olun. ''
    Marie Curie

    '' Cahillerle tartışmaya girmeyin, Ben hiç yenemedim.''
    Gazali

  2. #2
    Forum kıdemlisi Array cagdas44 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    28.Şubat.2009
    Bulunduğu yer
    This s Isparta
    Yaş
    28
    Mesajlar
    3,887
    İtibar Gücü
    4572

    Standart

    Zihinlerimizdeki önderden çok daha fazlası aslında Atatürk yaptıkları yapmak istedikleri hayalini kurduğu yeni Türkiye. Sadece okuduğu kitapları geleceğe dair ön görülerini bile göz önüne alsak Atamızın her yaptığı çalışma için bir sebep aramalıyız.

  3. #3
    Yeni Üye Array NocK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    04.Nisan.2011
    Mesajlar
    29
    İtibar Gücü
    0

    Standart

    [ı]bütün bunlar "hiç bir şey tesadüf değildir" tezini doğrulamakta..gelecekten gelen , geleceği bilendi.zaten tek bir "istikbal göklerdedir" betimlemesi bile ufkunun ne denli geniş olduğunun göstergesi..bilim kitaplarının yanısıra kozmos bilgilerde de matematiksel olarak dikkat çekmekte..bana göre gelmiş geçmiş en zeki & en seçilmiş liderdi...[/ı]

  4. #4
    Haberin Tek Kaynağı Array servetbasol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    11.Ocak.2007
    Bulunduğu yer
    Istanbul
    Yaş
    70
    Mesajlar
    1,070
    İtibar Gücü
    5000

    Standart

    Mustafa Kemal, ağır bir böbrek hastalığı nedeniyle tehlikeli bir biçimde bozulan sağlığına kavuşmak için 1 Haziran/28 Temmuz 1918 arası önce Viyana'da sonra Karlsbad'da tedavi olmuştur.
    Bugün Çek Cumhuriyeti sınırları içinde bulunan ve adı Karlovy Vary olan Karlsbad, o sıralar Avusturya/Macaristan İmparatorluğu sınırları içindedir.
    19.cu asrın başları, kimlik ve etnik akımların doruk noktasıdır.
    Çek’ler aslen Bohemia kökenlidirler.
    Slovaklar ise ülkelerinin Macar hakimiyetine karşı çıkmaktadırlar.
    Bu iki “ulusal hareket”, eninde sonunda bir kırılma noktasına gelecektir.
    Her ikisinin de amacı hanedan yönetimi ve imparatorluk fikrinden kurtulmaktır.
    1890’da başlayan bu bağımsızlık için birliktelik, Çek ve Slovak’lar için akılcı bir birlikteliğe dönüşür ve 1.ci dünya savaşı sonunda Habsburg Monarşi’sinin, yani Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun çöküşü ile 28 Ekim 1918'de Çekoslovakya Halk Cumhuriyeti kurulur.
    İlk Cumhurbaşkanları Tomáš Garrigue Masaryk dir.
    Mustafa Kemal’in kaldığı otel Florencie, mütevazi bir hotel görünümündedir, ve o dönemki ismi "Rudolf Hof" tur.

    Görüşmeler ve fikir alışverişi için gittiği Grand Pupp'a kahvesi ve kaldığı otelin lokantasında gözlemlediği dönemin siyasi durumu, bakış açısını genişletecek ve yeni ufuklar açacaktır.

    Tedavi kısmı, gezintiler, Türk ailelerle büyük otelde kadınlı erkekli çeşitli konular üzerinde konuşmalar, bu arada özellikle memleket sorunlarının durumu, sosyal konular, askerlik ve savaşlar hakkında açıklamalar vardır.
    Atatürk'ün Karlsbad’ta geçen bu bir aylık hayatı, bize “geleceğini hazırlayan fikir hareketlerini aksettirmesi” bakımından önemlidir...
    2004 Şubat ayında gezerken gördüğüm ve resimlediğim bu iki kare dışında Çek rehberimizin söylediklerini ilgi ile dinlemiştim.
    “28 Ekim bizim ilk bağımsızlık ilanımızdır. Slovakya bu birliğe iki gün sonra 30 Ekim’de katılmıştır. Büyük Atatürk ise buradaki tedavisi sırasında yerel yöneticiler ile bu kahvede görüşmüş ve ülkemizin geleceğini kurmak için yapılan çalışmaları dikkatle takip etmiştir.
    Cumhuriyeti ilan tarihiniz olan 29 Ekim, bizden sonra kurulan ve özellikle Cumhuriyet kardeşliği için seçilen bir tarihtir.”
    Söylediklerine bakılırsa, 28 olmamalı idi, çünkü o tarih Cekoslovakya’nın kuruluş tarihidir. 30 olmamalı idi, çünkü o tarih, Osmanlının teslimiyet anlaşmasını imzaladığı tarihtir.
    Niye Ekim ayı sorusuna en mantıklı bakış açısı, tur liderinin içten içe övünerek söylediği Mustafa Kemal Paşa’nın tedavi için bulunduğu bir ülkenin siyaseti ile ilgilenip, sonradan da gelişmeleri takip etmesinde yatıyor sanırım.
    Sevgiler

  5. #5
    Yeni Üye Array
    Üyelik tarihi
    02.Şubat.2017
    Mesajlar
    18
    İtibar Gücü
    0

    Standart

    Teşekkürler bilgiler için hocam.

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 misafir)

Benzer Konular

  1. Tarihin en büyük zeplin kazası!
    kaptanwolf tarafından Dünya Havacılık Tarihi Bölümünde
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08.Mayıs.2007, 10:57

Paylaş

Paylaş

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
izmir escort izmir escort bayan

sohbet hattı sex hattı telefonda sex erotik sohbet sohbet hattı gaziantep escort gaziantep escort