PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Sefa İnan : '' Biraz Gülelim mi ? ''



Sefa İnan
07.Mart.2007, 00:08
Olay THY nin Hatbakımında 1984 ylında yaşanıyor.Şimdiki KULLANILMAYAN BÜYÜK KULENİN ORADAKİ PARK YERİNDE.
UÇAK B-707 TEKNİSYENİ SEFA İNAN TEK BAŞINA HOBART( HARİCİ TAKAT)ÇEKMİŞ,MOTOR ÇALIŞTIRMAK İÇİN HAVA ARABASINI BAĞLAMIŞ(APU YOK O UCAKLARDA) KAPTAN EROL BASKAN.
UCAK KALKMAK ÜZERE SEFA BEYE YARDIMA GELEREK UCAĞA BAĞLI ARACLARI CEKİP UÇAĞIN RAHATCA TAKSİ YAPMASINA OLANAK SAĞLAMAK ADINA GELEN YARDIMCI HASAN ... ( RAHMETLİ) TEKNİSYEN
SEFA BEYİN VE KAPTAN EROL BASKANIN ARASINDAKİ MUAHBBET MESHUR BİRBİRLERİNE BİRİSİ YERDEN BİRİSİ KOKPİTTEN EL HAREKETLERİ MEŞHUR:)
HASAN TEKNİSYEN SON DERECE CİDDİ VE SON DERECE TİPSİZ BİR AĞABAYİMİZ:) EROL BASKAN KULAKLIKTAN SEFA BEYE SESLENİYOR: SEFA O YANINA GELEN TİPSİZ,SER..İZ,MAYMUN ADAM KİM YA SÖYLE BENİM GÖRÜNTÜMÜ BOZMASIN S...R OLSUN GİTSİN ORDAN DİYOR.
SEFA BEY BAK EROL KAPTAN BU ARKADAŞ ÇOK CİDDİDİR DUYARSA SENİN İÇİN İYİ OLMAZ DİYOR.
EROL KAPTAN: DUYARSA DUYSUN SÖYLE ONA CEKİLSİN BURDAN TİPSİZ HERİF YA DİYOR:)
SEFA BEY: BAK SÖYLERİM SENİN İÇİN İYİ OLMAZ KÜFÜRÜ SEVMEZ VE ESPRİNİ ANLAMAZ DİYOR.
EROL KAPTAN: NE DERSEN DE YA TİPSİZ,MAYMUN,HELE AYAKLARINA BAK YA EN AZ 46 NUMARA DİYOR( DOĞRUYDU:)
SEFA BEYDE TAM MOTORLARIN HEPSİ ÇALIŞIP ARAÇLAR UCAKTAN AYRILDIKTAN SONRA O GÜRÜLTÜDE HASANIN KULAĞINA EROL KAPTANIN KENDİSİ HAKKINDA SÖYLEDİKLERİNİ SÖYLÜYOR.
HASAN ACAİP SİNİRLENİYOR UCAĞA HAMLE YAPIYOR,KAPILAR KAPALI MOTORLAR CAŞILTIĞINDAN UCAĞA TEKME ATIP SÖVÜYOR VE EROL KAPTAN GAZLAYIP DÖNERKEN HASAN TEKNİSYEN APRONUN YANINDAKİ TOPRAK BÖLÜMDEN ELİNDE KOCA KOCA TASLARLA UCAĞA SALDIRIYA GECİYOR:)
UCAĞIN ARKASINDAN ATTIĞI TAŞLAR TABİKİ HEDEFE VURUYOR VE UCAK BİR MİKTAR KOVALANIYOR.
SONRA SEFA BEY HASAN TEKNİSYENİ SAKİNLEŞTİRİYOR VE YÜRÜYEREK UCAĞIN TAM KALKTIĞI YERİN KARSISINDA OLAN HANGARA DÖNÜLÜYOR.
HASAN TEKNİSYEN O GÜN AKŞAMA KADAR UCAĞI BEKLİYOR VE UÇAK GECE 23 CİVARINDA DÖNDÜĞÜNDE BAŞTEKNİSYENLİĞİN İKAZI ÜZERİNE UCAKTAN CIKAMIYOR:)
SONRA EROL KAPTANIN YAPISI VE ESPRİTÜEL YANI ANLATILIDIĞI HALDE İKNA OLMAYAN HASAN TEKNİSYEN BİR ÇOK DEFA TEKRAR KOKPİTE HAMLE YAPTIYSADA BU HAMLELER ARKADAŞLARI TARAFINDAN ÖNLENEREK KAPTAN EROL EVİNE GİDEBİLİYOR.
RAHMETLİ ARKADAŞIMIZI BURDA HATIRLAMAK HOŞDU İNANIN O OLAYI YAZMAKLA ANLATAMADIM. GÖRÜLMELİYDİ:)
HASAN ARKADASIMIZIN SOYADINI HATIRLIYAMADIM.

Sefa İnan
07.Mart.2007, 00:35
Eskden B-707 lerin bazıları sanırımTC-JCC ve JCF uçakları kargoya dönüştürülmüş ve bilhassa cezayire et götürüyordu. Bu kuzular özel torbalar içersinde paletlerin üstünde ucağa yükleniyor ve uçak bu etlerle cezayire gidiyordu.
Bu uçaklarda etleri ihraç eden firmanın RAM TİCARET in adamıda bulunuyor 2 pilot 1 feo ve Teknisyen uçak mürettebatında mutlaka yer alıyordu
Bu seferlerin en önemli kısmı havada RAM ın adamından izin alınarak uçağın baltasıyla kesilen etlerdi:)
Bu etleri kesmek bir sanat olduğundan:):giggle: Pilotlarımız en sevilen teknisyeni bu görevde isterlerdi:)
sevilmekten kasıt tabiki kasaplık mesleğini iyi icra edebilmekti.
Bu seferlerde uacğın kokpit kapısına asılan cengele takılan soyulmuş koyun hassasa darbelerle kıdem sırasına göre:giggle: kesilir ve dağırımı siyah çöp torbalarına tevzi edilerek yapılırdı.
Bu uçaklar gittikleri cezeyir meydanında ucakların maalesef elle boşaltılması dolayısiyle 5-6 saat apronda kalırlardı.Bu süre zarfında pilotlar ve teknisyen cayıra yatar ve uyurlardı:)
sonra ucak bosaldıktan sonra yakıt alınıp etler paketlenmi halde geriye dönülürdü
o zamanki ekiplerle teknisyenler resmen kanka idiler ve yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen son derece anlayışlı insanlardı.
O seferlere giden teknisyenler diğer arkadaşları tarafından esprilerle uğurlanır ve takım cantalarında etin asılacağı cengelin olup olmadığı mutlaka kontrol edilirdi:)
Bu tür ucuşlarda o kadar geyik olaylar olarıurduki anlatılamaz kadar komik:)
Sefa beyin( o koyun kesmezdi çünkü çok havalarda biriydi:)
Ama sefa beyin B-707 ucağında et tasıdıktan sonra istanbula dönüşünde iniş takımlarının açılmaması ve kokpitte ve et temsilcisi arkadaşın arasında geçen bir olay varki ben şu anda gözlerim yaşarmış vaziyette gülüyorum.MUTLAKA DİNLENMELİ:)
Kaptanların o iniş takımları açılmayıp yakıtarının bittiği ve marmara denizine inmeye kalktıkları olay inanılmazzzzzzzzzzzz:)
Filmlerde olmayacak komedi inanın buna.Hiç bir komedi filmi bu kadar insanı güldüremez.
Ekipi söylüyüm: kaptan Halil Gündüz- FEO. Emrullah Mercangöz...
Teknisyen Sefa İnan
Bu ekibin inişinde tüm THY personeli aprondaydı:)
Lütfen sefa beyden dinleyin ve kasıklarınıza sahip cıkın gülmekten kırılırsınız:)

tr_aviator
07.Mart.2007, 14:15
uçak marmaraya indimi ne oldu bari onu söyleseydin yawww...gülelim diye geldik şuraya insanı merakta bırakıyon walla afterdark...:1133:

oneblood
08.Mart.2007, 23:59
Dinliyelimde, nerden dinliyeceğiz...:))) FEO ne bu arada?

FEO: Flight Engineer
B707, A300B4 vb. tipi uçaklarda kokpit ekibi 3 kişidir. FYI

ismeebjv
14.Mart.2007, 13:17
ya yüzümdeki kaslar gülmek için hazırlandı...
ama gerisi gelmeyince hevesim kursağımda kaldı...

nası dinlicez ki gerisini?

ARFF54#2
14.Mart.2007, 15:06
"UCAĞIN ARKASINDAN ATTIĞI TAŞLAR TABİKİ HEDEFE VURUYOR VE UCAK BİR MİKTAR KOVALANIYOR."

Sıcaktan pişmemişmi Hasan teknisyen arkadan kovalarken. Anlamadım.
Ayrıca bu Hasan Abimiz aynı zaman da sprint'çi midir ki, taksi yapan bi uçağı kovalayacak kadar hızlı koşup depar atabilmektedir?..:tekdis:

Sefa İnan
14.Şubat.2010, 22:00
Eskden B-707 lerin bazıları sanırımTC-JCC ve JCF uçakları kargoya dönüştürülmüş ve bilhassa cezayire et götürüyordu. Bu kuzular özel torbalar içersinde paletlerin üstünde ucağa yükleniyor ve uçak bu etlerle cezayire gidiyordu.
Bu uçaklarda etleri ihraç eden firmanın RAM TİCARET in adamıda bulunuyor 2 pilot 1 feo ve Teknisyen uçak mürettebatında mutlaka yer alıyordu
Bu seferlerin en önemli kısmı havada RAM ın adamından izin alınarak uçağın baltasıyla kesilen etlerdi:)
Bu etleri kesmek bir sanat olduğundan:):giggle: Pilotlarımız en sevilen teknisyeni bu görevde isterlerdi:)
sevilmekten kasıt tabiki kasaplık mesleğini iyi icra edebilmekti.
Bu seferlerde uacğın kokpit kapısına asılan cengele takılan soyulmuş koyun hassasa darbelerle kıdem sırasına göre:giggle: kesilir ve dağırımı siyah çöp torbalarına tevzi edilerek yapılırdı.
Bu uçaklar gittikleri cezeyir meydanında ucakların maalesef elle boşaltılması dolayısiyle 5-6 saat apronda kalırlardı.Bu süre zarfında pilotlar ve teknisyen cayıra yatar ve uyurlardı:)
sonra ucak bosaldıktan sonra yakıt alınıp etler paketlenmi halde geriye dönülürdü
o zamanki ekiplerle teknisyenler resmen kanka idiler ve yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen son derece anlayışlı insanlardı.
O seferlere giden teknisyenler diğer arkadaşları tarafından esprilerle uğurlanır ve takım cantalarında etin asılacağı cengelin olup olmadığı mutlaka kontrol edilirdi:)
Bu tür ucuşlarda o kadar geyik olaylar olarıurduki anlatılamaz kadar komik:)
Sefa beyin( o koyun kesmezdi çünkü çok havalarda biriydi:)
Ama sefa beyin B-707 ucağında et tasıdıktan sonra istanbula dönüşünde iniş takımlarının açılmaması ve kokpitte ve et temsilcisi arkadaşın arasında geçen bir olay varki ben şu anda gözlerim yaşarmış vaziyette gülüyorum.MUTLAKA DİNLENMELİ:)
Kaptanların o iniş takımları açılmayıp yakıtarının bittiği ve marmara denizine inmeye kalktıkları olay inanılmazzzzzzzzzzzz:)
Filmlerde olmayacak komedi inanın buna.Hiç bir komedi filmi bu kadar insanı güldüremez.
Ekipi söylüyüm: kaptan Halil Gündüz- FEO. Emrullah Mercangöz
Teknisyen Sefa İnan
Bu ekibin inişinde tüm THY personeli aprondaydı:)
Lütfen sefa beyden dinleyin ve kasıklarınıza sahip cıkın gülmekten kırılırsınız:)
Kaptan Halil Gündüz(rahmetli) İkinci pilot kaptan Gündüz Çokgez CE FEO(Flight Engineer officer) Emrullah Mercangöz bey (FEO)

yigitciftci
15.Şubat.2010, 01:39
Bu Sefa beyi bulmak sart oldu 3 yildir ortalarda yok.. Devamini merak ettim...

EDemirel
15.Aralık.2011, 02:40
Gezinirken denk geldim üzerinden yıllar geçmiş hemde hikaye yarım kalmış yılların verdiği birikimle daha niceleri vardır eski havacılık anıları anlatılacak... Can hocam rica etse devam etse Sefa bey..

bravecan
04.Nisan.2012, 14:42
Gezinirken denk geldim üzerinden yıllar geçmiş hemde hikaye yarım kalmış yılların verdiği birikimle daha niceleri vardır eski havacılık anıları anlatılacak... Can hocam rica etse devam etse Sefa bey..

Kendisine ilettim. ŞU AN ANILARINI YAZIYOR.
Belki bir anısını bizlerle bir ara paylaşabilir.

bravecan
04.Nisan.2012, 15:29
"BEN GİDİYORUM" (http://www.airporthaber.com/-ben-gidiyorum--490y.html)

Sefa bey'den yine gülümsetici bir anı..

bravecan
04.Nisan.2012, 15:34
1970’li senelerdeydi sanırım; Hava Kuvvetleri kökenli bir teknisyen ağabeyimiz vardı, THY’de teknisyen olarak çalışıyordu.

Bu ağabeyimizin ilginç tarafı vardı; hangi tip uçak olursa olsun, ona bakım yapmak ister ve yakıt almak gibi özel bilgi gerektiren işlerden kesinlikle kaçınmazdı. Bu çalışkan ağabeyimiz, -hata yapana kadar- Tekniğin gözdesi ve iş bitiricisi olarak anıldı.

Bir gün, Saudia Airlines şirketinin B-747’si geldi ve uçağın teknisyeni yardım istedi. THY’nin bu tip uçağı olmadığından, yetkili teknisyeni de yoktu.
Fettah ağabeyimizin; uçan daire bile olsa her uçağa baktığı, her işi başardığı bilindiğinden, vardiya şefimiz odaya seslenerek; “Ya, bir bakın bakalım, nedir sorunları?” demesiyle, Fettah ağabey hemen yerinden fırladı ve Saudiya’nın B-747’sine gitti.

Saudia şirketinin teknisyeni, önce ağabeyimizle birlikte 4 motorun yağlarını ikmal ettikten sonra, bu abimizi yetkili bir sanmış olacak ki; “Ben, ekiple free shop’a gidiyorum, sen bu arada yakıtı al ki rötar yemeyelim’’ der.

Fettah ağabeyimiz, çok az olan İngilizcesiyle, tamam diyerek, eliyle Saudiya teknisyeninin sırtına vurur ve endişelenmemesini, kendisine güvenmesini ister.

Yakıt tankeri yanaşır ve Fettah abimizin istediği miktarı vermeye başlar. Fakat ekip geri geldiğinde teknisyeni hışımla aşağıya gelir ve kaptanın kendisiyle konuşması gerektiğini söyler. Fettah ağabeyimiz, koşarak B- 747 merdivenlerini çıkar ve yakıtın verilen değerin çok,çok üstünde alındığı dolayısiyle uçağın bu ağırlıkla take off yapamayacağından derhal fazla yakıtın uçaktan alınması istenir.

Uçaktan yakıt çekme işi, boş tanker bulup boşaltmak o zamanlardaki tankerlerin vakum gücüyle en az 2-3 saat sürerdi. (O da, tabii ki boş tanker bulunursa.)
Fettah ağabeyimiz; bu konunun büyüyeceğini, işin uzayacağını ve giderek zorlaşacağını bildiğinden, Kaptanın sırtını sıvazla****** “Good yakıt, ucuz, ucuz, yallah, yallah!!!” Yakıtımızın çok iyi ve Türkiye’de daha ucuz olduğunu söyleyerek belki kaptan uçağı bu şartlarda alırda gider mantığıyla, son şansını kullanır.

Kaptan inatla, yakıtın mutlaka çekilmesi gerektiğini ve bu şekilde kalkamayacağını kuleye de söyleyerek, tekrar Petrol ofisinin uyarılmasını ve bu sorunun çözülmesini ister.

THY Teknik vasıtasıyla petrol ofis aranarak, durumun düzeltilmesi istenir.

Sonunda Fettah ağabeyimiz, bu zor işlemi saatler sonra yerine getirir ve uçağın kulaklığına geçerek uçağı yollar.

O günden sonra ağabeyimize; “Good yakıt; ucuz ucuz, yallah yallah…” diyerek takılmaya başlanıldı.

Onu tekrar hatırladığım bu anıyla, çok sevilen ve son derece çalışkan rahmetli Fettah Gülözen ağabeyimizi sevgi ve saygıyla anıyorum.
:ucu: (http://www.sefainan.com/s,makale/x,409/good-yakit-ucuz-ucuz-yallah-yallah)

bravecan
04.Nisan.2012, 15:41
Uçağa takozla vurulur mu ? (http://www.sefainan.com/s,makale/x,478/ucaga-takozla-vurulur-mu)
Sefa İnan'dan bir anı daha.
Zaman ne denli hızlı geçiyor ve de havacılığın seyri de öyle.

bravecan
04.Nisan.2012, 15:51
Rahmetli Pazarları (http://www.sefainan.com/s,makale/x,665/rahmetli-pazarlari)

Bir zamanlar yabancı ellerden giyinmek, siparşi vermek. Tango mayo hikayesi ilginç..
Şimdiyse aynı süreç cep telefonu, Ipod vb.. gibi isteklerle devam ediyor mudur ?

CAKABEY
24.Haziran.2013, 15:23
Ama sefa beyin B-707 ucağında et tasıdıktan sonra istanbula dönüşünde iniş takımlarının açılmaması ve kokpitte ve et temsilcisi arkadaşın arasında geçen bir olay varki ben şu anda gözlerim yaşarmış vaziyette gülüyorum.MUTLAKA DİNLENMELİ:)

Bu ekibin inişinde tüm THY personeli aprondaydı:)
Lütfen sefa beyden dinleyin ve kasıklarınıza sahip cıkın gülmekten kırılırsınız:)

Sizlere dünya havacılık tarihinin unutulmaz ve en güvenli uçağı olarak tanınan, ABD başkanlarına yıllarca makam uçağı olarak hizmet etmiş, efsane uçak B-707 ile bir uçuşumuzdaki bir maceramı anlatacağım.

1980’li yıllardı sanırım... Uçağımız, TC-JCC tescilli yolcu uçağından bozma B-707 kargo uçağı.
Kokpitte; Kaptan Pilot rahmetli Halil Gündüz sol, yine kaptan olup F/O koltuğunda ismini hatırlayamadığım kaptanımızda sağ koltukta oturmakta. ( ikisi de kaptan ) FEO’muz ise, Aykut Güngör ve teknisyen olarak da ben.
Ancak, bu seferde et ticaretini yapan RAM ticaret firmasının bir yetkilisi de (bu kişilere biz kısaca Etçi derdik) kabinde oturacak yer olmadığından, kokpitte oturuyor. Kısaca; kokpitte 5 kişiyiz. 707’lerin kokpitini bilmeyenler için anlatayım; uçuş ekibi 3 kişi, kaptan, FO ve FEO. Ayrıca kaptanın arkasında teknisyen koltuğu ve onun arkasında daracık bir masası olan 5. Koltuk da gerçekte navigatör koltuğu. İşte, bizim Etçi bu koltukta oturuyor. İstanbul-Algeria (Cezayir) arasında B-707 kargo uçağımızla koyun eti taşıyoruz.

Uçuşumuz gayet güzel devam ediyor ve yükümüz olan etleri, Cezayir’de alıcı firmaya teslim etmesi gereken RAM Ticaret’in yetkilisi ile uçakta sıkı bir sohbet başlıyor. Kendisi, yeni evlendiğini ve bu yolculuğun ilk görevi olduğundan söz ediyor. 1.90-195 boyunda, iri yarı genç bir arkadaştı. Bir kaç saat sonra sorunsuz olarak alçalıyor ve iniyoruz.

Bizi bir follow-me eşliğinde apronda bir pen’e park ettiriyorlar. Ve kargo kapısının elektrikli kumandasına dokunarak, kargo kapısını açıyor ve yakıt almak ve gerekli teknik hizmetleri sağlamak için uçaktan iniyorum. Uçağın kargo kapısına bir kamyon yanaşıyor ve paletlerdeki tülbent poşetler içindeki etler işçiler tarafından tek, tek, elle atılarak kamyonlara yüklenmeye başlıyor. Biz de tüm ekiple beraber, saatler süren bu boşaltma işlemi sırasında uçağın altında oturuyor ve sohbet ediyoruz.

Yakıt arabası geldiğinde kaptan Halil Gündüz dönüş için ne kadar yakıt almamız gerektiği söylüyor ve sonra bana dönerek; ” Sen yine benim verdiğim yakıttan biraz fazlasını al, ne olur ne olmaz” diyor. (Buna o zamanlar, kaptan hakkı denirdi...) Ben de yakıt miktarına 10.000 libre fazla ilave etmeye karar veriyorum. B-707’lerin yakıt, yağ ve hidrolik kontrolleri için kesinlikle miktar saatlerine itibar etmezdik. Her kontrolümüzü mutlaka gözle, doğrudan depolara bakarak yapardık.

Dolayısıyla, drip stick çekmeden önce, elimdeki chart’a bakarak, hangi tankın drip-stick’inin ne kadar çekileceğini hesaplıyorum. Ve sonra da yakıt tankeri geldiğinde, yakıtçı ile birlikte yakıt saatlerine bakmadan, drip-stick le doğru yakıt almaya uğraşıyoruz. Normal dönüş yakıtımızdan 10.000 libre daha fazla almaya göre drip-stick’leri ayarladım ve yakıt ikmal işlemi bitti. Bu arada tek, tek o sıcakta kamyonun biri gidiyor biri geliyor, etler elle kamyonlara istif edilmeye devam ediyordu.

Yükümüz nihayet boşaltıldı ve hareket etmek için hepimiz kokpitteki koltuklarımıza oturduk. Kalkışta problem yok ve İstanbul’a doğru uçağımız boş olarak uçmaya başladık. Sonunda, İstanbul kule ile konuşmalarımız başladı. Ve ikinci pilotumuz iniş takımlarını açmak için elini kola uzatıp aşağı doğru indirdi. Gözlerimiz iniş takımı indikasyonunda ve iniş takımının aşağıda ve kilitli ikazı olan yeşil ışıkları bekliyor, ama boşuna bir bekleyiş; yeşil ışıklar bir türlü yanmıyordu.

İkinci pilotumuz bir daha iniş takım kolunu up-down yapıyor ve tekrar bakıyoruz; yeşil ışık yine yok! Bu arada uçağımızdaki bu sorun yüzünden İstanbul meydanının üstünde tur atmaya başladık. İniş takımlarının aşağıda ve kilitli olduğundan emin olmadan, kaptanımız doğal olarak rahat değil.

Bu arada Halil Gündüz kaptan; “Sefa bey iniş takımlarını gözle kontrol eder misin?” dediğinde, hemen uçağın kargo kabinine girip periskop kapağını açarak ana iniş takımı yuvasına bakmak istedim. İniş takımının aşağıda ve kilitli pozisyonda olduğunu görmek için gözümü aşağıya bakan dürbüne dayadığımda; gözüm aşağıyı göreceğine mercekli dürbün sistemi yüzünden kendi gözümü daha büyük olarak görüyordum. Sanırım periskop dış camlarının kirliliğinden olsa gerek ki, aşağıyı görmek mümkün olmuyordu.

Bu arada Halil kaptan yanıma gelmiş, açık mı-kilitli mi? diye sorduğunda; “aşağıda hiçbir şey göremiyorum” dedim. Halil kaptan da; kabinde yere yatarak gözle kontrol yapmak istedi ve tabii ki o da, dikmelerdeki turuncu renkli kilit çizgilerini bir türlü göremedi. Ana iniş takım yuvasını göremediğimizden, bu sefer birlikte burun iniş takım yuvasına bakmak için tekrar kokpite doğru yürüdük ve kokpitten elektronik kompartımana inen merdivenlerden kaptanımızla beraber inerek elektronik kompartımanın daracık koridorlarında burun iniş takım yuvası ve kilit mekanizmasını gözlemlemeye çalıştık ve aynı sorundan ötürü orada da başarılı olamadık.

Yukarıya çıktık ve iniş takımlarının açık ve kilitli pozisyonda olup olmadığını anlayamadığımızdan, kapalı ise bari emergency olarak açalım diyerek Free-Falldenemeye karar verdik. Free-Fall işlemi kokpit döşemesinde FEO koltuğu arkasında her bir dikme için ayrı-ayrı olan kapakların açılıp oraya sokulan özel bir kramh kolu yardımı ile yapılıyor. Kokpitte herkes heyecanla bana ve Halil Kaptana bakıyordu. Halil Kaptan, çok sinirli bir şekilde RAM Ticaret temsilcisi arkadaşa “Buradan çıkar mısın? Ayakaltında dolaşma, bak iş yapıyoruz burada!” dediğinde, dananın kuyruğu koptu...

Etçi arkadaş sinirli bir şekilde kokpitten çıkmayacağını belirti. Halil kaptanla Etci arkadaş daracık kokpitte önce sözle sonra Etci arkadaşın agrasif davranışı yüzünden elli kollu tartışmaya başladılar. Bu tartışmaya, kaptanımıza destek olma adına FEO Aykut Güngör de dâhil olduğundan, işimi yapabilmek, yani Free–Fall açmayı deneyecek pozisyonu bir türlü bulamıyordum. Kavgayı ayırmadan bu işlemi o daracık yerde yapmak mümkün değildi.

İkinci pilotumuz gözleri dışarıda, lövye elinde telaş içinde hem bize lütfen yapmayın diyor, hem de teknik ve kule ile konuşarak durumumuzu anlatıyordu. Kule, “yakından geçin sizi görmeye çalışacağım” dediği için uçağımız tam Ataköy’ün üstünde en alçak uçabilecek şekilde devamlı tur atarken tüm Ataköy’deki evlerin gürültümüzden olsa gerek tüm ışıklarının yandığını gözlemleyebiliyordum.

Ben, ayaktaki 3 kişi arasından da olsa free-fall yaparak iniş takımlarını manuel açmaya çalışırken, tartışma son sürat devam ediyordu. FEO ve kaptanımız, Etçi’yi kokpit dışına atmaya çalışıyorlardı. Etçi tüm gücüyle direniyor ve bir adım bile geri gitmeden o iri cüssesiyle iki kişiyle mücadelesini sürdürürken, ben o şartlarda kolla iniş takımlarını açmaya çalışıyordum. İniş takımlarını açmaya yarayan kol bir türlü açma yönünde dönmüyor ve iniş takımlarını aşağıya veremiyordum.

Uçağımız en az 1,5 saattir Ataköy üstünde döne,döne alçak uçuş yapıyor ve kule “iniş takımlarınız açık görünüyor ama kilitli mi değil mi bilemiyorum” diyordu. İkinci pilotumuz, uçağı sağa sola sert şekilde yatırıyor ve iniş takımlarının kilitlenmesini bekliyordu. Tüm gözlerimiz yeşil kilitli ışığının yanmasını bekliyordu. Bir türlü yeşil ışık yanmadığından, benim bir gözüm ışıkta, kulaklarım hala tartışan kaptanla Etçi’yi dinliyordu. Sonunda Etçi’yi dışarıya atamasak da susturup yerine oturtabildik. İşin aslına bakacak olursak; ölüm korkusu; tartışmayı kendiliğinden bitirdi. Kaptan yerine oturdu ve FEO’ya aşağıya in bir daha gözle kilit mekanizmasındaki turuncu çizgiyi görmeye çalış dedi.

FEO Aykut Güngör aşağıya indiğinde birden gözüme FE Paneldeki yakıt saatleri ilişti. 1 nolu motor diğerlerine göre çok yakıt yakmış ve indikasyon olarak sıfırı gösteriyordu. Hemen 2 nolu tankın crossfeed anahtarını çevirerek 1 nolu tanka yakıt transferine başladım. FE panelde artık ben vardım. Uçağın kokpitinde tam bir kargaşa yaşanıyordu. Tabiri caizse kimin eli kimin cebinde belli olmayan görev paylaşma zincirinin bu günkü tabiri ile CRM’in tüm eksiklikleri ortada idi ve Etçi bana yaklaşarak “Sefa bey, biz ölecek miyiz şimdi?” diye sorduğunda, güleyim mi, ağlayayım mı şaşırdım kaldım. (Sanki ben daha önce bu tür ölüm korkulu bir şey başıma gelmiş de, bu konuda tecrübeli imişim gibi...)

Kaptanımız, “kaptan hakkı” dedikleri 10.000 libre yakıt fazlalığına rağmen, yakıtın bitmek üzere olduğunu anlamış ve İstanbul kuleye pistin köpüklenmesini, gerekirse gövde üstüne inebileceğini söyledi. İşte o anda hepimizi gerçek bir ölüm korkusu sardı. Kule; bu kadar kısa sürede piste köpükleme yapılamayacağını söylediğinde, tüm ümitler kayboluyordu. Derken bizim 1.90’lık Etçi sinirinden ve ölüm korkusundan olacak hüngür, hüngür ağlamaya başladı. Halil kaptan pistin köpüklenemeyeceğini öğrenince kısa bir süre için denize inmeyi düşündü ama sonra bundan vazgeçti. Kokpitte Etçi’nin ağlaması dışında çıt çıkmıyordu.

Kokpitte bulunan 5 kişi; omuz bağları dâhil, emniyet kemerlerimizi sıkıca bağladık ve gövde üstüne inecek şekilde alçalmaya başladık. Before Landing Brifing’i duyuyordum. Önce flapları, sonra motorları piste sürtecek ve burun iniş takımını mümkün mertebe en son yere koyacak şekilde inişe geçtiler. Kaptan Halil Gündüzün teri ceketinin bile üstüne çıkmıştı. Birden bana dönerek “Sefa, bana iki yastık ver” dediğinde, arkamdaki yastıklara doğru meylettiğimde, Etçinin tüm yastıkları başının altına ve üstüne alarak korunmaya çalıştığını gördüm. En azından birini alayım bari diyerek yastığa hamle yaptığımda, Etçi, elime vurarak bana “çek elini” diye bağırdı. Bende ikinci bir kavga yaratmamak adına bu eylemimden vazgeçtim.

Tabii ki kaptanımız yastıksız kalkmıştı. Sonunda nefesler tutuldu ve Halil Kaptan gövde üstüne veya iniş takımları katlanacak diye düşünerek öyle güzel bir iniş yaptı ki inanılmazdı. Hayatımda bu kadar yumuşak ve adeta elinde kahve olsa damlası dökülmeyecek yumuşak bir iniş yaşamamıştım. Mükemmeldi.

Evet inmiştik. Gerçekte iniş takımlarımız açık ve kilitli imiş. Bu nedenle açık ve kilitli olan iniş takımını neden free-fall’e açamadığımı anladım. Sorun; 28 volt DC ile çalışan iniş takımı ikaz ışıklarına, 115 VAC elektriğin olmayacak bir arıza sonucu kısa devre yapması nedeniyle sistemdeki tüm ampullerinin yanması imiş. Ama, işin trajikomik yanı, aynı iniş takımı ikaz lambalarından FEO panelde de bulunmasına ve lambaların yeşil ışığı yanar vaziyette olduğu ve üstünde FEO arkadaşın ceketinin asılı olduğundan gözümüze ilişmemesi, buraya bakmayı akıl edememek yani “abnormal check-list”in uygulanmaması.

Bu olay sonrası, B707’lerin periyodik bakımlarına iniş takımları aşağıda-kilitli olduklarını optik olarak gösteren periskopların, iniş takımları yuvalarındaki dış camlarının titizlikle temizlenmesi ve kilit çizgilerini gösterecek şekilde ayarının kontrol edilmesi task olarak yüklendi. Elbette 28 VDC yerine, 115 VAC akımı veren hatanın, diğer 707’lerde de olmaması için wiring kontrolünün yapılması ve önlem alınması da uygulandı.

Sonra ne mi oldu? Bu durumdan çok etkilendiğimden birkaç gün işe gidememekle beraber uzun süre bu tür uçuşlara katılmadım. Etçi’yi merak ediyorsanız; ondan da haber aldım: Bana telefonda; RAM şirketinden ayrıldığını ve hayatı boyunca bir daha uçağa binmeyeceğini söyledi.

Sonuç olarak; Kaptanın ve pilotun, tüm uçuş ekibinin önemi, görev ne olursa olsun; bu tür emergency bir olayda ortaya çıkıyor. Uçağı normal koşullarda uçurmak, pilotlar için son derece rutin ve basit bir uygulama. Yazıyı okuyan okurlarımdan kimse; “ben olsam şöyle yapardım, ben olsam böyle yapardım” demesin lütfen.

Çünkü, insanın bu tür kargaşada ilk aklına gelen kendisi, ailesi, sevdikleri oluyor. Basiret bağlanması dedikleri böyle bir şey olsa gerek. İnsan bildiğini bile unutuyor. CRM derslerinde anlatılacak güzel bir örnek olan bu yaşanmış gerçek hikâyenin ve sille tokada varacak kadar sert tartışmaların ve bağrışmaların kokpitler de de yaşandığını ve uçakta hiçbir sorun yok iken bile sırf bu CRM eksikliğinden uçakların düşebileceğinin bilinmesini istedim.

Sayın Sefa İnan'dan alıntıdır. Dileyenler kişisel web sitesinden başka anılarını da okuyabilirler. www.sefainan.com