PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Uçabilmek (Özgürlüğün Tarihi)



enigmasi
15.Mayıs.2008, 17:14
İnsanoğlunun ayaklarını yerden kesmesi ve gökyüzüyle kavuşabilmesi için yüzyıllar geçmesi gerekti. Kanatlar balonları, balonlar zeplinleri, zeplinler planörleri ve sonunda uçaklar, insanlara özgürlüğü getirdi. Havacılık tarihi, özgürlüğün de tarihi oldu aynı zamanda.

Karanlık bir gecede, yıldızların arasından parlayarak giden bir uçağı işaret edip nereye gittiğini sormamış, ufukta kaybolana kadar gözleriyle izlememiş ve o uçakla uzaklara gitmeyi hayal etmemiş bir çocuk yoktur herhalde… Hepimizin düş kaynağıdır gökyüzünde süzülerek giden uçaklar. Bazen özgürlük, bazen bilinmezlik, bazen özlem ve bazen de kaçıştır; her defasında o anda yere çakılı olmanın çaresizliğinden beslenen bir düştür. Bu yüzden yürümek zorunluluksa, uçmak özgürlüktür. İnsanoğlu, yüzyıllar boyunca kuşları gözlemlemiş, onların anatomik yapısını anlamaya, kanatlarıyla havayı itme gücünü çözmeye çalışmış, yani ilham alabileceği tek canlıyı dikkatle izlemişti. Ancak uçma özleminin önü sonu hesaplanabilir bir fikir haline gelebilmesi için binlerce yıl geçmesi gerekiyordu ve bu konuda ilk ciddi adımlar yüzyıllar sonra atılabildi.


http://www.thy.com/images/skylife/5-2008/796/o_35_7961915.jpg (http://www.thy.com/images/skylife/5-2008/796/35_7961915.jpg) http://www.thy.com/images/skylife/5-2008/796/o_35_7961926-ruthlaw.jpg (http://www.thy.com/images/skylife/5-2008/796/35_7961926-ruthlaw.jpg) http://www.thy.com/images/skylife/5-2008/796/o_35_796Alberto_Santos-Dumont.jpg (http://www.thy.com/images/skylife/5-2008/796/35_796Alberto_Santos-Dumont.jpg)

BİZDE VE BATI’DA ÖNCÜLER

Yaşadığımız topraklar üzerinde uçma düşünü gerçeğe dönüştürme çabası, ilk kez 11. yüzyılda ortaya çıkar. El-Gevheri adlı Türk bilim adamı, kendi yaptığı kanatları kollarına bağlayarak uçmayı dener. Lagari Hasan Çelebi ise, 17. yüzyılda Sarayburnu’nda yapılan şenlikler sırasında uçma hüneri gösteren kişi olur. Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde anlatıldığına göre; Lagari Hasan Çelebi, kendi icadı olan, 50 okka barut macunu ile dolu yedi kollu bir fişeğe biner ve ateşlenen fişekle gökyüzüne doğru fırlatılır. Fişeğin barutu bitince de kendi yaptığı kanatları açarak Sinan Paşa Sarayı önünde yumuşakça denize inmeyi başarır. Çelebi’nin 250-300 metre havalandığı ve 20 saniye kadar havada kaldığı düşünülürse, onu roket çalışmalarının atası olarak kabul etmek yanlış olmaz.


http://www.thy.com/images/skylife/5-2008/796/o_35_796Avion_III.jpg (http://www.thy.com/images/skylife/5-2008/796/35_796Avion_III.jpg) http://www.thy.com/images/skylife/5-2008/796/o_35_796hezarfensb.jpg (http://www.thy.com/images/skylife/5-2008/796/35_796hezarfensb.jpg)


GALATA’DAN İLK UÇUŞ

Yine 17. yüzyılda ve IV. Murad zamanında yaşamış olan Hezarfen Ahmet Çelebi ise, bir efsane olarak bugünlere kadar ulaşmış kişiliğiyle tarihimizin ilk ‘uçan insan’ı olarak kabul edilir. Bilimle uğraşmaktan zevk alan, çeşitli araştırmalarını yılmadan usanmadan yaptığı deneylerle besleyen akıllı ve yürekli bir kişi olan Ahmet Çelebi’ye ‘bin fenli’ anlamına gelen ‘hezarfen’ lâkabı halk tarafından verilmişti. Hezarfen Ahmet Çelebi, hava akımlarını ve kuşların uçuşunu inceleyerek birtakım sonuçlara varmış, tarihi uçuşundan önce, kanatlarının dayanıklılığını denemek amacıyla Okmeydanı’nda denemeler yapmıştı. Bir sabah, kıyılarda biriken halkın gözleri önünde Galata Kulesi’nden aşağıya atlamış ve rüzgârın etkisiyle uçarak Boğaz’ı aşmış, Üsküdar dolaylarına inmeyi başarmıştı. Ancak, ilk uçuş başarısına yenilerini ekleyememişti.


http://www.thy.com/images/skylife/5-2008/796/o_35_796ORNITHOPTERBICYCLE_C.jpg (http://www.thy.com/images/skylife/5-2008/796/o_35_796ORNITHOPTERBICYCLE_C.jpg)

VİNCİ’NİN UÇUŞ MAKİNELERİ

Dünyanın geri kalanında da, uçma hayalinin peşine takılan ve bu konuda kafa yoran insanlar vardı. 15. yüzyılda yaşayan ünlü ressam Leonardo da Vinci, sanatçı olmasının yanı sıra bir filozof, bir mucit ve bilim adamıydı. Da Vinci’nin bilim alanındaki en büyük hayallerinden biri, insanın gökyüzünde bir kuş gibi süzülmesiydi. Martıların uçma sisteminden esinlenerek icat ettiği kanatlı, uçan bisikleti, bugün hâlâ bilim dünyasını hayran bırakan çizimlerle açıklamıştı. 20. yüzyılın sonlarında imal edilen planör, Vinci’nin günümüze kadar ulaşan çizimlerine dayanılarak ve o dönemdeki malzemeler kullanılarak ortaya çıkarılmıştı. Bu da ünlü ressamın, geleceğe kadar uzanan dehasının kanıtıydı.

MONTGOLFIER KARDEŞLERİN BAŞARISI

İlk kez uçan ve havada uzun süre durabilen bir araç yapmayı Mongolfier kardeşler başardı ve adları, her zaman modern havacılık tarihinin başlangıcı ile birlikte anıldı.

Zeki, metotlu çalışan ve sakin bir insan olan Etienne Montgolfier ile hayalci ve ateşli bir genç olan ağabeyi Joseph Mongolfier, elbirliğiyle yaptıkları deneylerle uçabilen bir balon geliştirmeyi başarmışlardı. Bir süre sonra, sıcak havanın yükselmesi esasına dayanarak yaptıkları dev balonu, 5 Haziran 1783’te halka açık bir alanda denemeye karar verdiler. Balon yükseldi ve iki bin metre kadar sonra durarak söndü. Herkesin nefesini tutarak izlediği bu olay, tüm dünyada büyük bir heyecan yaratmıştı.

Mongolfier kardeşler, bu başarıyla yetinmediler ve bir süre sonra, canlı denekler taşıyan bir balonu Paris semalarına uçurdular. Bir koyun, bir horoz ve bir kaz koydukları balon, Versailles Sarayı önünde, görülmemiş bir kalabalık eşliğinde havaya salıverildi. Balon, on dakika sonra yakındaki bir bölgeye indiğinde yüzlerce insan, hayvanların ne durumda olduğunu görmek üzere oraya koştu. Hedefe varan ilk kişi, Pilatre de Rozier, kafesin kapısını açınca, sağ salim dışarıya fırlayan kaz, koyun ve horoz; insanoğlunun önünde yepyeni bir ufkun belirdiğini müjdeliyordu.
Pilatre, insanın gökyüzünü keşfetmek için önünde bir engel kalmadığını düşünerek, bu deneyin insanlarla yapılması gerektiğini düşünüyor ve ilk gönüllü olarak da kendisini öne sürüyordu. Montgolfier kardeşler, Pilatre’nin verdiği ölçüler üzerine bir balon imal ettiler. Deney günü, halkın korkulu bakışları arasında yükselen balon, bir süre Paris semalarında süzülerek yumuşak bir iniş yaptı. Balonun içinden çıkan Pilatre ve dostu D’arlandes, krallara yaraşır bir şenlik alayını peşlerine takarak başkente döndüler.


http://www.thy.com/images/skylife/5-2008/796/o_35_796lilienthal_klschlflg.jpg (http://www.thy.com/images/skylife/5-2008/796/35_796lilienthal_klschlflg.jpg)

SÜRÜKLENMEK DEĞİL, YOL ALMAK

Semalarda rüzgârın etkisiyle sürüklenmek, insanın bir yerden bir yere planlı olarak uçabilmesi anlamına gelmiyordu. Balonu, insanın istediği yere yönlendirebilmesi için aradan uzun yıllar geçmesi, buhar gücünün ve elektrikli motorun aşılarak, içten yanmalı motorun bulunması gerekiyordu. Balonla içten yanmalı motorun uyumunu sağlayan ve böylece ilk güdümlü balonu yapmayı başaran kişi, Brezilyalı Alberto Santos-Dumont oldu. 19 Ekim 1901’de Numara 6 adlı zepliniyle Eyfel Kulesi’nin çevresini dolaşıp ödül kazandı ve bir anda dünya çapında üne kavuştu. Ama hepsinden önemlisi, güdümlü balonla birlikte Santos-Dumont adının havacılık tarihine geçmesiydi.


http://www.thy.com/images/skylife/5-2008/796/o_35_796Graf_Zeppelin_300.jpg (http://www.thy.com/images/skylife/5-2008/796/35_796Graf_Zeppelin_300.jpg)

GÜDÜMLÜ BALON HAYALLERİ SÜSLEDİ

Güdümlü balon, uçakların henüz sadece hayal edilebildiği bir dönem boyunca uçma tutkusunun gözdesi oldu. Almanya’da Graf von Zeppelin, imparatorun da güçlü desteğini alarak yılmadan çalıştı ve ilk olarak 1906 yılında, kendi adıyla anılan dev araçları yapmayı başardı. Zeplin, omurgalı bir balondu, kirişlerden yapılmış hafif bir iskeleti vardı ve bu iskeletin içinde hidrojen gazıyla doldurulmuş çok sayıda balon bulunuyordu, yükselmesini de bu balonlar sağlıyordu. İlk örneği 128 metre boyunda olan ve 10,6 kw gücündeki iki adet motora sahip olan zeplinler, ortalama 50 yolcu alıyor ve saatte 30 kilometre hız yapabiliyorlardı. Havacılığın hızla geliştiği, önce planörlere, ardından uçaklara geçildiği yıllara kadar yaşanan kısa sürede havacılık tarihi, zeplinlerin muhteşem gösterilerine sahne oldu. Ancak, zeplinin göklerdeki saltanatı çok uzun sürmedi ve motorlu hava taşıtı alanındaki çalışmalar, kısa sürede bu görkemli aracın yerini aldı.


http://www.thy.com/images/skylife/5-2008/796/o_35_796interiorb-29.jpg (http://www.thy.com/images/skylife/5-2008/796/35_796interiorb-29.jpg) http://www.thy.com/images/skylife/5-2008/796/o_35_796wright.jpg (http://www.thy.com/images/skylife/5-2008/796/35_796wright.jpg) http://www.thy.com/images/skylife/5-2008/796/o_35_796p13-viper.jpg (http://www.thy.com/images/skylife/5-2008/796/35_796p13-viper.jpg)

HAVACILIK TARİHİNDE HIZLI ADIMLAR

Balonla değil de, motorlu bir araç ile uçmayı bilimsel olarak ilk ele alan kişi İngiliz George Cayley oldu. Kuşkusuz, Cayley’in başarısını hazırlayan öncü çalışmalar, yerçekimine meydan okuyan yürekli insanlar vardı. Havacılık konusunda basılı ilk belge olarak kabul edilen çizimi, Emanuel Swedenborg, 1716 yılında yapmıştı. Çizim, mekanik bilgisi alanındaki gelişmelerle desteklenerek 18. yüzyılın sonunda Cayley’e uçuş fiziği alanındaki çalışmaları için esin kaynağı oluşturdu. Cayley, ilk kez 1804 yılında, tasarımını yaptığı bir planörü uçurdu. Uzun yıllar boyunca çalışmalarını sürdüren Cayley, aerodinamiğin gelişimine büyük katkılarda bulundu.

Bu arada çalışmalar Cayley ile sınırlı değildi. Uçan makine için somut adımlar hızla atılıyordu. John Stringfellow, ilk buhar motorlu uçağı, insansız olarak İngiltere’de uçuruyor; Jean-Marie Le Bris, Albatros adlı planörü, Fransa’da 100 metre yükseklikte 200 metre boyunca uçurmayı başarıyor; yine Fransa’da Felix du Temple alüminyumdan yapılmış tek kanatlı (monoplane) uçağını, kendi gücüyle kalkan, süzülerek uçan ve güvenli bir biçimde yere inen ilk uçak haline getiriyordu. İngiliz Frank Wenham ise, ince kanatların, o güne dek bilinenlerin aksine ağırlık taşımada daha uygun olduğunu ortaya çıkarıyor, böylece uçabilen makine alanında çözümü zor bir sorunun aşılmasını sağlıyordu.


http://www.thy.com/images/skylife/5-2008/796/o_35_796zemin.jpg (http://www.thy.com/images/skylife/5-2008/796/35_796zemin.jpg)

PLANÖRLER DEVRİ

Özellikle 1880’li yıllarda hızlanan bu ateşli çalışma dönemi, kısa sürede önemli adımların atılmasına yol açtı. Almanya’da Otto Lilienthal, Percy Pilcher ve Octave Chanute gerçek anlamda bir planörü inşa ettiler. Chanute, Lilienthal’in ölümünden sonra bayrağı devraldı ve çift kanatlı planör tasarımını gerçekleştirdi. Uçuş sırasındaki denge Chanute’un çalışma alanıydı ve bu alandaki bulguları sonucunda, planöre doğrultuyu düzeltmeye yarayan bir kuyruk eklemenin doğru olacağına karar verdi. 1897 yılında, bu aracı sırtına alıp bayır aşağı koşarak, 109 metre uçmayı başardı. 1890 yılında Clement Ader, ‘Eole’ adını verdiği, buhar gücüyle çalışan aracı ile Paris yakınlarında ilk uzun mesafeli uçuşu gerçekleştirdi. Bunun ardından inşası beş yıl süren, Avion III adlı uçağın tasarımına başladı, ancak uçak ağırlığından dolayı güçlükle havalanabiliyordu.

Samuel Pierpont Langley ise aerodinamik alanında yaptığı başarılı çalışmalarla ve 1891’de yayımladığı ‘Aerodinamik Deneyler’ adlı kitabıyla tanınıyordu. 6 Mayıs 1896’da Aerodrome No.5 adlı aracı, saatte 40 kilometre hızla iki kez uçarak kayda değer ilk havadan ağır uçuşu gerçekleştirdi. Bir başka havadan ağır uçuş denemesi de, Percy Pilcher tarafından İngiltere’de gerçekleştirildi. Pilcher, birçok planörü başarıyla uçurdu, ama motorla güçlendirilmiş hava aracını deneyemeden, planör uçuşları sırasında geçirdiği talihsiz bir kazada yaşamını kaybetti.




YAZI: ŞÖHRET BALTAŞ (SkyLife - Mayıs 2008)



.

tolga7
11.Kasım.2009, 18:15
merhaba, el gevheri kimdir ilk burada okudum adını? bilginizi paylaşırsanız sevinirim.

onurbozkurt
27.Ekim.2010, 20:34
teşekür ederim faydalı bilgilerinizi bizimle paylaştığınız için

yigitciftci
27.Ekim.2010, 21:19
Dünyada İlk Uçma Denemelerini Türkler Yaptı

Hezarfen Ahmet Çelebi, ilk defa uçmayı deneyen Türk değildir; fakat ilk defa uçmayı başaran Türk olarak kayıtlara geçmiştir...

Televizyonlarda yayınlanan “Kim 1 Milyon İster” programı sunucusu Kenan Işık, her zamanki ketum tavrıyla karşısındaki yarışmacıya ‘İlk uçma denemesini yapan Türk kimdir?’ sorusunu yöneltse, cevap yüzde 99 oranında ‘Hezarfen Ahmet Çelebi’ olur.

Yanıldınız. Soruya verilen, ‘Hezarfen Ahmet Çelebi’ cevabı yanlıştır. Doğru cevap, bir başka Türk, (Ebu Nasr İsmail bin Hammad) El-Gevheri’dir. Cevheri, milattan sonra 1002’de, dünya üzerinde ilk uçma girişiminde bulunan isimdir.

Bir gün, Nişabur Ulu Camii’nin damına çıkan Gevheri, toplanan ahaliye; “Ey Ahali! Bu dünyada başkalarınınkiyle kıyas kabul etmeyecek bir eser meydana getirdim. Şimdi de böyle bir tasavvuru icraya kalkışıyorum ki, benden önce kimse ona teşebbüs etmemiştir” diye hitap eder. Arkasından da kollarına bağladığı kanatları ile uçmaya başlar. Ancak, başarılı olamaz. Kanatlar kendini taşımaz ve kısa süre içinde yere düşerek feci bir şekilde can verir. Oradaki ahali de bu ‘fikir şehidi’nin delirdiğini düşünür.

İkinci deneme de başarılı olmadı

Türklerin uçma denemeleri daha sonraki yıllarda da devam eder. Siracettin Doğulu’ da 1159 yılında İstanbul’da uçma denemesi yapar. Hem de, Bizans döneminde, imparator Manuel Komnenos’un İstanbul’da konuk bulunan ikinci Kılıçaslan’ın onuruna, Atmeydanı’nda düzenlenen şölen de gerçekleşir bu uçma töreni...

Siraceddin adlı Türk, törenin yapıldığı alandaki kuleye çıkar. Üzerinde ince uzun ve geniş bir elbise vardır. Rüzgar bol elbisesini şişirince kendini boşluğa bırakır, bu buluşuyla başarıya ulaşamayan Siraceddin düşerek hayatını kaybeder. Bunların dışında, bilinmeyen başka denemeler var mıdır bilinmez; ama Hezarfen Ahmet Çelebi, ilk defa uçmayı deneyen Türk değil, ilk defa uçmayı başaran

Türk olarak kayıtlara geçmiştir.

Bu bilgileri, “Türklerin Faidesine Çalışır” sloganı ile çıkan Türk Yurdu’nun 13 Haziran 1912 tarihli 15. sayısında, Yusuf Akçura’nın kaleminden, “Müslümanlarda Tayyarecilik” adlı eserinden aldık.

Yusuf Akçura, El-Gevheri’yi şöyle anlatıyor

Yusuf Akçura; “Müslümanlarda Tayyarecilik” adlı bir risale yayımlayan Mısır Hidivliği’nden Ahmet Zeki Paşa’nın “El-Gevheri” ismini telaffuz etmesi üzerine bu ismin Arap olamayacağını, asıl ismi “Ebu Nasr İsmail bin Hammad” olan El-Gevheri’nin Maveraünnehir’in Farab kasabasında doğduğunu hatırlatıyor.

Aslında bir dilci olan El-Gevheri’nin Arap dili üzerine yazdığı Tâcü’l-lüga ve Sıhahü’l-Arabiyye adlı kitabını Arap ulemasına verirken, “Lugatınızı ecnebi bir adamdan öğrendiniz” demesini Türklüğünün bir delili olarak gören Yusuf Akçura, Gevheri’nin gençliğinde Arabistan’a kadar gittiğini, sonrasında Suriye, Irak ve İran’da yaşadığını aktarıyor. Devrinin ünlü hattatlarından birisi olarak kabul gören Gevherî, daha sonra yaşamının sonuna kadar Nişabur’da ikamet etmiş.

Hezarfen Ahmet Çelebi, ilk uçma denemesi yapan
Türk değil İnsanlığın uçma merakı çok uzun zaman öncesine dayanır.

İlk olarak kuşları örnek alan insanlar, pek çok uçma denemesi yapmışlar. Leonardo da Vinci’nin 16. yüzyılda yaptığı helikopter çizimleri biliniyor.

Fransa’da 1783 yılında Mongolfier kardeşler, ilk balonla uçuş denemesini yaptıktan sonra planördü, zeplindi derken 1902 yılında Wright kardeşlerin yaptıkları basit uçak izlemiş. Bundan sonra uçma alanındaki teknoloji kısa süre içinde zıplama yapmış, 1969 yılında insanoğlu aya ayak basmıştır.

Bu sürecin içinde Türkler açısından en belirgin noktalar, Sultan 4. Murat döneminde Hezarfen Ahmet Çelebi’nin, kartal tüylerinden yaptığı kanatlarla Galata Kulesi’nden Üsküdar Doğancılar meydanına kadar uçması...Yine Lagari Hasan Çelebi’nin aynı yıllarda barutla çalışan bir roketin üzerine binerek “Hz.İsa’nın yanına çıkması(!) girişimleridir. Ama bunlar Türklerin en çok bilinen uçuş denemeleri olmakla birlikte ilk değildir.[/b]

Yazar: Önsel Ünal

http://www.aksehirtarihtoplulugu.org/forum/index.php?action=printpage;topic=476.0

Uğur EROĞLU
02.Haziran.2012, 16:33
20 Mayıs1927 uçuş tarihinde çok önemli bir gündür. Çünkü o gün, Charles Lindbergh, Amerika'dan havalandığı uçağıyla Atlas Okyanusu'nu kesintisiz ve tek başına uçan ilk pilot olma ünvanını Paris'e konarak kazanmıştır. Pilot arkadaşları arasında Lindbergh'in lakabı 'Uçan Deli'dir. O, gerçekten de cesur ve tecrübeli bir pilottu ama sadece iki bin doları vardı. Lindbergh, Atlantik Okyanusu'nu aşma uçuşu için gerekli olan 13.000 doları Saint-Louis kentinin işadamlarından toplar. Bu nedenledir ki, uçağına 'Saint Louis' adını koyar. Uçaklara kentlerin adının verilmesi bu başarılı uçuştan sonra giderek yaygınlaşır. Ay Hırsızı/Sunay AKIN

Paylaşmak istedim.

bizarre
03.Haziran.2012, 00:53
Çok enteresan bir paylaşım. Teşekkür ederim.